Dursun Ali Erzincanlı – Tevbe

Faran Dağlarında Açan Sevgili
Hadra Yağmurları
Ummanında Kaybolduğum Nursun
Tevbe
Yağmur
Medine
Nat’ı Şerif

Evladının acısıyla yanan bir anne kalkıp uzatırsa dergâhına titreyen ellerini bu tövbemi sunuyorum o ellerle birlikte.
Gecenin bir vaktinde herkes istediğiyle, sevdiğiyle hemhalken; yetim kalmış bir yürek sessiz sessiz ağlarken bakarsa bir an olsun yıldızsız gökyüzüne ve melekleri inleten bir edayla seslenip derse derinden ve LEBBEYK nidaları gelirse göklerinden, o öksüz haykırışa katıyorum tövbemi.
Günahları yüzünden mahkûm olur ya insan, kimse görmesin diye görüp gülmesin diye kirlenen ellerini kapatır ya yüzüne ve günlerce acıyla inim inim inler ya; vicdanından yükselen alev gibi bin sesle uykusuz gecelerin ışıdığı zamanda karanlığın gündüze yakın olduğu anda secdelere kapanıp YA RABBİM ben pişmanım, ben pişmanım EY RAHMAN diyerek geçer ya kendisinden o pişman baygınlığa sunuyorum tövbemi. Rahmeti yok etmek için yola çıkan ÖMER’e, kız kardeşine karşı bazen şefkatli abi, bazen güvenli baba. HATTAB OĞLU ÖMER’in eline bulaştığı kardeşinin kanıyla, sonra aynı ÖMER’in Peygamber nazarını gözleriyle içerken günahlara döktüğü inci taneleriyle süslüyorum tövbemi.
Kendisinden başka ilah olmayan SÜPHAN, zalimlerden oldum ki merhamete muhtacım, huzuruna alsan da beni böyle perişan, benim hakkımda olan hükmün başımda tacım.
Simsiyah ve pis köle diye hakaretler var Habeşlinin gözlerinde; güneş batmayı hiç bu kadar istememiştir, çöl serinliğe böylesine hasret duymamış ve bir taş pamuk kadar hafif olmayı bu denli istememiştir.
Çünkü bir BİLAL vardır ortada ve kucağında bir kaya. İnkâr tekliflerine ızdırap yüklü o dil taptaze bir ruhla cevabı dillendirir: BİR BİR.
Kumların üstündeki O simsiyah bedenden dökülen terlerle yıkıyorum tövbemi.
Savaştan dönen nazlı NEBİ! Üstü başı toz toprak içinde. Onu bu halde merhamet timsali kızı FATIMATÜZZEHRA görünce gözyaşlarına engel olamaz. Bir yandan babacığının yüzünü gözünü siler, bir yandan da anne gibi konuşur: “Seni yaradana kurban olayım. Sana böyle ne yaptılar.” Ey FATIMA yakışmasa da bu varlık o ismi anmaya, seni her anışta anne dedim, FATIMA annem dedim. Bir menekşem var şimdi ismini HÜSEYİN koydum. Ona her su verişte içimin KERBELASI serinler. Sonra sen sanki tebessüm edersin ötelerden. Senin o güzel ismine katıyorum tövbemi.
Ahhhhhhh TAİF! Dünya kendi haline bırakılsa dönmezdi. İyice yaklaşarak kavururdu dünyayı güneş kendi haline bırakılsaydı eğer. Toprak parça parça bölünür TAİF denen noktada dağlar dümdüz olurdu, O evet deseydi eğer. Binbir umutla gelen göklerin sevgilisi, yerlerin efendisi sızıyı yudumladı ve gök ehli ağladı. Ona atılan her taş sonsuza dek mahsun kalacak. O bir evet deseydi sineler çatlayacak, TAİF yok olacaktı ama kanlar içinde ellerini kaldırıp “ALLAHım” dedi RESUL. Bir anda her şey sustu İSRAFİL doğruldu, MİKAİL doğruldu, AZRAİLde pür dikkat ve hüzün CEBRAİL’de. Melekler ihtizazda, işaret bekliyor arş, kainatta tek ses yok. Çünkü arşa doğru uzanan bu eller MUHAMMED’e (S.A.V) aitti ve biliyor ki alem O ne istese olur, sema biliyor ki reddedilmez isteği “ALLAHım” dediyse HABİB, hele acı içinde gözlerinde yaş baktıysa maveraya kanı donar dünyanın, ukbanın donar kanı. Açıldı son NEBİnin nurdan nur dudakları ve seslendi yarine “ALLAHım acziyetimi sana şikayet ediyorum sana şikayet ediyorum acziyetimi” kainatı titreten bu şefkat seslenişiyle sunuyorum tövbemi.
Kendisinden başka ilah olmayan SÜPHAN, zalimlerden oldum ki merhamete muhtacım, huzuruna alsan da beni böyle perişan, benim hakkımda olan hükmün başımda tacım.
ALLAH’ım günahkar bir sesleniştir bu günahların yükselemeyeceği yüce katına. Şanın ne yücedir SEN’in ki MÜLK elindedir ve SEN her şeye KADİR’sin. KUDRET’tin her şeye galiptir ve SEN çok bağışlayansın. Yedi göğü birbiriyle ahenk içinde yaratan SEN’sin, dünya semasını kandillerle süsleyensin. SEN’in ilmin en gizli işlerin bütün inceliğine nüfuz eder. SEN her şeyden hakkıyla haberdarsın, haberdarsın benden. Dünümden, bugünümden ve yarınımdan. Bir ömrü işte böyle yele verdim savurdum, şimdi pişman perişan gelip duaya durdum. Geçmişi ve geleceği yüreğime aldım da kendimi avuttum, nefsimi unuttum. Kalbimin cennetinde nefsime uyan ADEM o yüce dergahına gözlerimden seslenir ve NUH toplar kalbimde ne kadar duygu varsa nefsimin tufanından korumaya çalışır İBRAHİM’in ateşe atıldığı mancınık yüreğimdedir benim, EYYUP bana sabreder
Kendisinden başka ilah olmayan SÜPHAN, zalimlerden oldum ki merhamete muhtacım, huzuruna alsan da beni böyle perişan, benim hakkımda olan hükmün başımda tacım

“Dursun Ali Erzincanlı – Tevbe” üzerine bir düşünce

Yorumlar kapalı.