Allah’ın Sadık Kulu: Barla

Yaşamak ile inanmak bileşik kaplar gibidir. O nedenle, insanın inandığı gibi yaşamaması durumunda, yaşadığı gibi inanmaya başlayacağını söyler atalarımız.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, hayatı inancı gibi olan bir alimdi. Hangi şart altında olursa olsun, ne kadar baskı, zulüm, işkence görürse görsün, asla ama asla zerre kadar taviz vermedi inandıklarından. Çok horlandı, kovuldu, tecrit edildi, hapse atıldı, zulüm gördü…

Bana ‘Bediüzzaman ile ilgili bir film çekiyoruz, adı ne olsun?’ diye sorsalar, bir saniye bile çekinmeden ‘Mağlup edilemeyen’ teklifinde bulunurum. Said Nursi, mağlup edilmez bir yapıya sahipti. Gördüğü işkenceler, yaşadığı sıkıntılar, yokluklar, baskılar; bırakınız yenilmesini, moraline en ufak bir fiske dahi vuramadı. Düşünün bir; size en baştan düşman bir mahkeme karşısına geçmişsiniz. Sadece ve sadece kitap yazdığınız ve kitaplarınız okunduğu için suçlanıyorsunuz. Yıllarca hapis cezası alma tehlikesiyle karşı karşıyasınız ve hakim savunmanızı dinlemiyor bile! Nihayetinde yüzünüze bilmem ne kadar yıl hapis, şu kadar yıl sürgün cezası okunuyor. Son sözünüz size sorulduğunda, “Demek ki daha çok okumak lazım Risaleleri” diyorsunuz ve ekliyorsunuz: “Demek ki hapishanede de bu kitaplara ihtiyaç var…” Nasıl yeneceksiniz bu muhteşem bakış açısını?

Bediüzzaman’ın mağlup edil(e)meyen yönü kadar, bir başka yönü daha var çok güçlü. O da dönüştürücü özelliği. Nereye giderse gitsin, bir süre sonra dönüştürmeye başlıyor büyük alim. Yattığı hapishane kısa sürede Medrese-yi Yusufiyye’ye dönüşüyor, sürgün gönderildiği belde bir süre sonra cennetasa bir baharı yaşamaya başlıyor, iman hakikatinin çiçekleri neşv ü nema buluyor. İş bu nedenle asrın en önde gelen dönüştürücüsüdür Bediüzzaman Hazretleri.

Ne ki, kendi kültürümüzün, inancımızın bu önemli şahsiyetlerini sinemaya yeterince aktaramamışız bugüne kadar. Geçmişin Yeşilçam’ı, günümüzün Türk sineması elbette önemli filmler çıkarmış ara ara, ama iş kendi kültürümüze, kendi manevi dinamiklerimize geldiğinde, sınıfta kalmışız maalesef. Belki, sinema ve sinemacılarımız, yaşadığı gibi inandığı için olmamış bahsettiğim şeyler.

Önceki yıl Mevlânâ yılıydı, doğru düzgün Mevlânâ filmi çekebildik mi? Mehmet Akif yılı misal içinde bulunduğumuz sene, birkaç iyi niyetli vasat belgeselin dışında var mı şöyle uluslararası boyutta Akif filmimiz. Sadece biyografik eserlerden bahsetmiyoruz şüphesiz; bu önemli değerlerimizin hayatları, eserleri, etkileri, hayatlarındaki küçücük bir kesitten yola çıkılarak bize dair bir hikâyeyi anlatmaktan bahsediyoruz.

Ser Film bundan yaklaşık 4 yıl önce Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin hayatını animasyon olarak birkaç bölüm şeklinde filme almaya karar vermiş. Henüz işin başında çıtayı epey yukarı koymuşlar, Hollywood’un gişe rekorları kıran Yüzüklerin Efendisi, Kutup Ekspresi ve Neşeli Ayaklar, Avatar gibi filmlerde kullanılan “motion capture – MOCAP” tekniğiyle, Türkiye’de yapılmış ilk uzun metraj 3D animasyon filmine başlamış yapımcılar.

Ve sonuçta ortaya, Üstad Hazretleri’nin Barla’daki hayatını ve Risaleleri yazmaya başlama hikâyesini anlatan Allah’ın Sadık Kulu: Barla çıkmış.

Sinemayı yakından bilenler hemen anlayacaktır Motion Capture tekniği çok zahmetli ve pahalı bir tekniktir. Ülkemizde kısa metrajlı birtakım çalışmalar yapıldı daha önce. Ancak ilk kez bu kadar uzun süreli (yaklaşık 110 dakikalık bir film) bir profesyonel çalışma yapılıyor bu teknikle.

Film, Bediüzzaman’ın Barla’ya sürgün olarak yollanması, buradaki tecridi ve takibat altında olmasını anlatıyor. Yerel halk ile ilişkisini, çevresindeki insanları etkilemesi, manevi dünyasındaki büyük çile ve insanların ebedi hayatı için duyduğu ızdıraplar, bununla beraber Risaleleri kaleme almasını animasyon türüyle izleyiciye aktarıyor. Bunu yaparken, sinemanın görselliğinden taviz vermediği gibi, Risale-i Nur’un o çok farklı tarzını ve muhtevasını da dramanın el verdiği ölçüde seyirciye geçirmeye çalışıyor.

Kabul etmek lazım ki, bu tür önemli şahısların, adeta ezberlenmiş hayat hikâyelerini sinemaya aktarmak çok zordur. İlki, ekonomik şartlardan taviz verdikçe görsel ve estetik kalite aşağılara doğru iniyor ve bir süre sonra muhteva yara almaya başlıyor. İkincisi, dünyanın en çok okunan külliyatından yapacağınız metin tercihleri her daim eleştiriye açık olacaktır. Öyle hassas ve zorlu bir tercih yapmak durumundasınız ki, bir tek cümle dahi kullanıldığı yerde sırıtmamalı, filmin dışına atıf yapmamalıdır.

Mehmet Tanrısever’in yönetmenliğini yaptığı Hür Adam filmini hatırlayalım. Film bütün samimiyet ve fedakarlıklarına rağmen birtakım eleştiriler almaktan kurtulamamıştı.
Allah’ın Sadık Kulu: Barla, sadece anlattığı kahraman ve replikleriyle değil, tercih ettiği film türü olan animasyon ile de profesyonel olmak zorundaydı. Nitekim Ser Film, bu yüzden bu alana epey yatırım yapmış gibi görünüyor.

Yapımcılığını Fatih Gök’ün, yönetmenliğini Esin Orhan’ın yaptığı film, Bediüzzaman Said Nursi ve talebeleri, tamamen orijinal fotoğraflarından faydalanılarak üç boyutlu olarak modellendirilmiş. Şüphesiz çok zorlu bir süreç bu.

Isparta’nın Barla beldesinde 1927-1934 yılları arasında yaşanmış hikâyelerden yola çıkan filmin senaryosunu ise Rıdvan Kızıltepe, Zeynep Kayadelen ve Ali Sacit yazmış. Filmin orijinal kopya master hazırlıkları ise Almanya ARRİ stüdyolarında gerçekleştirilmiş…

Ve müziği… Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Allah’ın Sadık Kulu: Barla filmi için olumlu-olumsuz birçok şey söylenebilir. Lakin müziği… Çok farklı, bambaşka… Müzikleri Budapeşte Senfoni Orkestrası tarafından seslendirilen film, görselliği taçlandıran bir tınıya sahip.

Elbette, eleştirilecek birçok yön bulunacaktır bu tür filmlerde ve elbette, böylesi bir çalışmanın ilk örneğinin kusursuz olması mümkün değil. Ancak, asrın beyin yapıcısının hayatını ve felsefesini animasyon türünden görmek, çok farklı ve etkileyici bir durum. Özellikle genç kuşak için çok farklı bir deneyim olduğunu düşünüyorum.

Tavsiyem; bu bayram tatilinizde bir gününüzü Allah’ın Sadık Kulu’na ayırmanız. Ve bizzat perdede görmeniz lazım, asrın mağlup edilemeyen dönüştürücüsünü…

Allah’ın Sadık Kulu: Barla

Yönetmen: Esin Orhan

Türü: ANİMASYON

“Allah’ın Sadık Kulu: Barla” üzerine 2 düşünce

  1. İnsanın dünyada yankı uyandırması ve ölümsüz eserler bırakması,başarıya ulaşması inandığı şeye hakkıyla bağlanmasında biter.Evet Üstad Hazretleride öyle bir zatı muhteremdi.Yemedi içmedi sadece davam dedi işte böyle yaptığı için Allah c.c ona ne büyük hediyeler ihsan etti.Allah c.c bizede Üstad hazretleri gibi davasına Rabbine tereddütsüz bağlanmayı nasip etsin.

    Vesselam

Yorumlar kapalı.