Etiket arşivi: Ahzap Suresi

Sadece LA İLAHE İLLALLAH demek yeterli mi.?

Mevcut durum itibariyle LA İLAHE İLLALLAH diyeni cennet ile müjdeleyenlere şunu sormak lazım, Son peygamber Hazreti Muhammed’i inkar edenler bunu yapmakla Efendimizin getirdiklerini yalanlamış olmuyorlar mı? Kuransız bir İslam ve İslamsız bir Peygamber delalet ehlinin batıl yollarını tasdik etmiyor mu? Efendimizi kabul etmemekle Kuran’ı-da kabul etmemiş olmuyorlar mı? Kuran-ı kabullenmeyen onu yalanlamış olmuyormu onu yalanlamış olan ise Efendimize iftira atmış olmuyor mu? Şimdi Kuransız İslam, İslamsız Hazreti Muhammed, ve onu inkar etmekle yalanlamış olanlar LA İLAHE İLLALLAH diyerek nasıl cennet ile müjdeleniyor ? Halbuki Müslüman ve Mü’minlerin inandığı Kuran-ı Kerimde Cenab-ı Allah ayetlerinde şöyle buyuruyor:

1-Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. ( Âl-i İmrân / 19)
2-Bu Kuran, Allah’tandır, başkası tarafından uydurulmuş değildir. (Yûnus / 37)
3-Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Seni insanlara peygamber gönderdik, şahid olarak Allah yeter. (Nisâ / 79)
4-Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. ( Ahzâb / 40)
5-Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. (Fetih / 29)
6-Sen onların milletlerine tabi olmadıkça ne yahudiler, ne de hıristiyanlar senden asla hoşnud ve razı olmayacaklar. De ki, gerçekten de Allah’ın hidayeti, hidayetin ta kendisidir. Şânım hakkı için, sana vahiyle gelen bu kadar bilgiden sonra, kalkıp da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, sana Allah’dan ne bir dost bulunur, ne de bir yardımcı. (Bakara 120)
Sadece LA İLAHE İLLALLAH demek yeterli mi.? yazısına devam et

Tesettür Modası (!)

Sizlerin de fark edebileceği üzere son zamanlarda tesettür farz olmaktan çok tarz meselesi haline gelmeye başladı. Tesettürlü bir bayanda olmaması gerekenler o kadar fazlalaştı ki tesettür amacından sapmaya başladı. İslamda tesettür; sakladığı kadını, o örtünün cevhere dönüştürmesinde anlamını buluyor  Ve o cevherin değerini koruması, kendini örtmesi ve saklamasıyla ilişkili olarak artıyor. Kökü “setr” yani örtmekten gelen bu kelimenin amacı bayanın el yüz dışında vücudun tamamını örtmesi, açık bırakmaması, bedene yapışacak kadar dar olmaması yani vücut hatlarının belli olmamasını gerektiriyor.

Yeni moda(!) tesettüre gelecek olursak, öylesine başa sarılan bir şal, yüzde makyaj, altta dar pantolon ve üstte de diz üstü ya da bel hizasında bir mont/tunik vs. bir giyim tarzı. Kesinlikle islamın emrettiği örtünme ile hiçbir bağı olmayan bir tesettür modası almış başını gidiyor. Şalın bağlanış şekli de maalesef içler acısı. Öylesine sarıldığı için boyun ve kulakların hatta ve hatta saçın göründüğü bile oluyor. Pardesü ise babanne işi olarak görülüyor. Bana kalırsa bunun sorumlusu yüzde 90 tesettür giyim firmaları ve kendine tesettür modacısı sıfatını yakıştıran kimseler.Geri kalan yüzde 10 da yetersiz din bilgisi ve nefs.

Bir erkek olarak tesettürün ne denli zor bir iş olduğunu elbette ki bilemem ancak, bir insan o kadarını yapabiliyor ise tamamını yapmasının çok zor olmayacağını tahmin ediyorum. Tesettür Modası (!) yazısına devam et

H.z. Zeyd Bin Hârise r.a

Zeyd b. Hârise b. Surâhîl el-Kelbî. Üsâme’nin babasi. Ashâbin ileri gelenlerinden olup, Resûlullah (s.a.s)’in en çok sevdigi arkadaslarindandir. Bu yüzden sahâbe arasinda “el-hubb” diye anilirdi.

Tam künyesi: Zeyd b. Hârise b. Surâhîl (Ibn Ishak’a göre, Surahbîl) b. Kâ’b b. Abdiluzza b. Imriülkays b. Âmir b. Abdivüdd b. Avf b. Kinâne b. Bekr b. Uzre b. Zeyd el-Lât b. Rufayde b. Sevr b. Kelb b. Vebre b. Taglib b. Hulvân b. Imrân b. Luhaf b. Kuzâa’dir (Ibn Hisâm, es-Sîretü’n Nebeviyye”, I, 247; Ibn Sa’d, et-Tabakâtit’l-Kilbrâ, III, 40; Ibnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe fi Ma’rifeti’s Sahâbe, II, 281).

Kaynaklarin ifadesine göre; cahiliyye döneminde, Zeyd’in annesi Su’dâ, yaninda oglu oldugu halde akrabalarini ziyarete gider. Bu sirada Benî el-Kayn b. Cisr’e mensup bazi atlilar, Su’dâ’nin akrabalari olan Benî Ma’n evlerine baskin yaparlar. Zeyd’i de bu arada beraberlerinde alip götürürler. Zeyd, bu sirada temyiz çaginda bir çocuktur. Onu, Ukaz Panayirina götürüp satisa arzederler. Hz. Hatice’nin yegeni Hakîm b. Huzâm b. Huveylid de o esnada panayira ugrayip Mekke’ye götürmek üzere birkaç köle satin alir. Zeyd b. Hârise de bu köleler arasinda bulunmaktadir. Hakîm, Mekke’ye döndügünde, halasi Hz. Hatice kendisini ziyarete gider. O da halasina köleleri göstererek, diledigi köleyi seçip götürebilecegini söyler. Hz. Hatice de Zeyd b. Hârise’yi seçer. Daha sonra O’nu, Resûlullah (s.a.s)’e bagislar.

Kelb kabilesine mensup bazi insanlar, hac için Mekke’ye geldiklerinde Zeyd’i görüp tanirlar, Zeyd de onlari tanir. Dönüste durumu babasina haber vererek bulundugu yeri tarif ederler. Zeyd’in babasi Hârise ile amcasi Kâ’b, yanlarina fidye alarak Mekke’ye gelirler ve Resûlullah (s.a.s)’in yanina varip: “Ey Abdulmuttalib’in oglu! Ey kavminin efendisinin oglu! Sizler, Harem’in ehlisiniz, köleyi azad eder, esiri yedirirsiniz. Yaninda bulunan oglumuz için sana geldik. Bize iyilikte bulun, sana fazlasiyla fidye verecegiz” derler.

Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.), Zeyd’i çagirtarak, kendisini istemeye gelen bu kisileri taniyip tanimadigini sorar. Zeyd de, bunlardan birinin babasi digerinin de amcasi oldugunu söyleyerek tanidigini ifade eder. Bu sefer Resûlullah Zeyd’e, dilerse babasiyla gidebilecegini, sayet isterse yaninda kalabilecegini söyleyince, Zeyd, Resûlullah (s.a.s.)’in yaninda kalmayi tercih eder. Peygamberimiz de Zeyd’i elinden tutarak Hicr denilen yere çikarir ve: “Sahid olun, Zeyd benim oglumdur. O bana mirasçidir, ben de O’na mirasçiyim!” diyerek Zeyd’i evlat edindigini ilan eder (Ibn Sa’d, a.g.e., III, 40-42; Ibn Hisâm, a.g.e., I, 247 vd.; el Askalânî, el-Isâbe fi Temyizi’s-Sahâbe, III, 24).

Zeyd b. Hârise, Muhammed (s.a.s.)’e risalet gelinceye kadar yaninda kaldi ve Resûlullah, peygamber olur olmaz O’nun risâletini tasdik edip müslüman oldu, O’nunla birlikte namaz kildi ve: “Onlari babalarinin isimleriyle çagirin…” (el-Ahzab, 33/5) meâlindeki ayet nazil oluncaya kadar “Muhammed’in oglu” diye anildi. Bu ayet-i kerimenin nüzulünden sonra Zeyd, Zeyd b. Hârise olarak çogalmaya baslandi (Ibn Hisâm, a.g.e., I, 247; Ibn Sa’d, a.g.e., III, 42; el-Askalânî, a.g.e., III, 25).

Zeyd b. Hârise, Resûlullah (s.a.s.)’in cefakâr dostlarindan biriydi. Hemen hemen tüm sikintili zamanlarinda O’nunla birlikteydi. Nitekim, çevre kabileleri Islâm’a davet etmek kabilinden Tâif’e giden Rasûlüllah’i yalniz birakmamis, Tâiflilerin attigi taslar Peygamber (s.a.s.)’e isabet etmesin diye kendi vücudunu siper etmis ve basindan çesitli yaralar almisti (Ibn Sa’d, a.g.e., I, 212).

Müslümanlar Medine’ye hicret etmeye baslayinca, Zeyd b. Hârise de hicret etmisti. Resûlullah (s.a.s.), hicretten sonra Medine’de, ashabi arasinda kardeslik tesis ettiginde, Zeyd’l-e Hamza b. Abdülmuttalib’i de kardes ilan etmisti. Bu sebepten Hz. Hamza, Uhud günü sehadet serbetini içmeden önce Zeyd’i kendisine vâsî tayin etmisti (Ibn Nisâm, a.g.e., I, 505; Ibn Sa,d, a.g.e., III, 44).

Zeyd b. Hârise; Bedir, Uhud ve Hendek savaslariyla Hudeybiye Barisi ve Hayber fethinde de bulunmustur. Resûlullah (s.a.s.), Müreysî gazasina çiktigi zaman kendisini Medine’ye vekil olarak birakmisti.
Bunun yaninda Zeyd, komutan olarak da çesitli seriyyelere katilmis ve üstün basarilar göstermistir. Bu seriyyeler; Karede, Cemûm, el-Iys, et-Tarafa, Hisma ve Ümmü Kirfa’dir. Son olarak Mute Savasi’na istirak etmis ve bu savasta sehid olmustur.

Resûlullah (s.a.s.), sancagi ilk önce Zeyd’e vermis ve: “Sayet Zeyd sehid olursa, sancagi Câfer alsin, O da sehid düserse, Abdullah b. Ravâha alsin” buyurmustur. Bu üç sahâbî de Mute günü, kahramanca savasarak Hakk’in rahmetine kavusmuslardir.

Zeyd, sehid oldugu zaman 50-55 yaslari arasindaydi.

Resûlullah (s.a.s), bu üç kahraman dostunun sehadet haberini duyunca gözyaslarini tutamayarak aglamis ve onlar için: “Allah’im; Zeyd’e magfiret et! Allah’im; Zeyd’e magfiret et! Allah’im; Zeyd’e magfiret et! Allah’im; Câfer’e magfiret et Allah’im; Abdullah b. Ravâha’ya magfiret et!” diyerek dua etmistir (Ibn Sa’d, a.g.e., III, 45, II, 86-90 ve 128-129; el-Askalânî, a.g.e., III, 26).

Zeyd, birkaç hanimla evlenmisti ki, bunlardan biri de Zeyneb bint Cahs’tir. Bir digeri, Ümmü Külsüm bint Ukbe. Zeyd ondan bosanip Dürre bint Ebî Leheb ile evlendi. Sonra onu da bosayarak Hind bint el-Avuâm (Zübeyr b. el-Avvâm’in kiz kardesi) ile evlendi. Sonunda, Peygamber (s.a.s.), Zeyd’i, dadisi ve ayni zamanda cariyesi Ümmü Eymen’l-e evlendirdi. Ashâbin ileri gelenlerinden biri olan Üsâme, iste bu hanimdan dünyaya geldi (Ibn Sa’d, a.g.e., III, 45; el-Askalânî, a.g.e., III, 25).

Zeyd b. Hârise; kisa boylu, çok esmer ve basik burunlu idi (Ibn Sa’d, a.g.e., III, 44).

Rahman ve Rahim

Bir sureyi okurken, bir işe başlarken her zaman için şöyle dememiz emir buyurulmuştur.


BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM

RAHMAN VE RAHİM OLAN
ALLAH’IN ADIYLA

Biz bunları söylerken ne demek istiyorz aslında. Allah neden önce Rahman sonra Rahimdir. Anlamlarını incelediğimiz zaman şöyle bir durum ile karşılaşıyoruz.

Rahman : “Dünya hayatında, mü’min-kâfir gözetmeksizin, mahlukatın hepsine merhametle muamele eden.” Rahman ve Rahim yazısına devam et

Namaz

Allah’ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi üzerinizde olsun. İslamın beş şartın biri olan ve en çok üzerinde durulan konudur namaz. Kelime-î Şahadetten sonra mutlaka her zaman yapmamız gereken bir ibadettir. diğer şartlar da Oruç, Zekat ve Hac’da alternatifler veren Allah (C.C), namaz için ise “Hiçbir şey yapamazsan kalbin ile” Kıl demiştir.

Namaz bir temizlenmektir, eğer yürekten yapılırsa. Maun sûresi 4,5 ve 6. Ayetlerinde denildiği gibi Vay onların haline ki onlar namazı süs(gösteriş) için yaparlar. Eğer Siz namazı gösteriş için değil de Allah rıza için yaparsanız o zaman aldığınız zevk ve haz çok fazla olur.
Namaz yazısına devam et