Etiket arşivi: Bakara Suresi

MÜSLÜMAN YALAN SÖYLEMEZ

“İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.” (Kaf: 18)

Abdullah bin Mes’ûd radıyallâhu anh’den rivâyet edildiğine göre Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki doğruluk hayra ve iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddık (doğru sözlü) diye kaydedilir. Yalancılık sapıklığa sürükler. Sapıklık da cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı (kezzâb) diye yazılır”. (Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizi, İbni Mâce)

Hadis-i şerifteki bu tesbit, yalan konusunda son derece dikkatli olunması için çok ciddi ve açık bir uyarıdır. Yalanın küçüğü büyüğü olmaz demektir. Ayrıca yalancılığın ve sahteciliğin İslâm’da yeri olmadığını ortaya koymaktadır.
MÜSLÜMAN YALAN SÖYLEMEZ yazısına devam et

Sadece LA İLAHE İLLALLAH demek yeterli mi.?

Mevcut durum itibariyle LA İLAHE İLLALLAH diyeni cennet ile müjdeleyenlere şunu sormak lazım, Son peygamber Hazreti Muhammed’i inkar edenler bunu yapmakla Efendimizin getirdiklerini yalanlamış olmuyorlar mı? Kuransız bir İslam ve İslamsız bir Peygamber delalet ehlinin batıl yollarını tasdik etmiyor mu? Efendimizi kabul etmemekle Kuran’ı-da kabul etmemiş olmuyorlar mı? Kuran-ı kabullenmeyen onu yalanlamış olmuyormu onu yalanlamış olan ise Efendimize iftira atmış olmuyor mu? Şimdi Kuransız İslam, İslamsız Hazreti Muhammed, ve onu inkar etmekle yalanlamış olanlar LA İLAHE İLLALLAH diyerek nasıl cennet ile müjdeleniyor ? Halbuki Müslüman ve Mü’minlerin inandığı Kuran-ı Kerimde Cenab-ı Allah ayetlerinde şöyle buyuruyor:

1-Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. ( Âl-i İmrân / 19)
2-Bu Kuran, Allah’tandır, başkası tarafından uydurulmuş değildir. (Yûnus / 37)
3-Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Seni insanlara peygamber gönderdik, şahid olarak Allah yeter. (Nisâ / 79)
4-Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. ( Ahzâb / 40)
5-Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. (Fetih / 29)
6-Sen onların milletlerine tabi olmadıkça ne yahudiler, ne de hıristiyanlar senden asla hoşnud ve razı olmayacaklar. De ki, gerçekten de Allah’ın hidayeti, hidayetin ta kendisidir. Şânım hakkı için, sana vahiyle gelen bu kadar bilgiden sonra, kalkıp da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, sana Allah’dan ne bir dost bulunur, ne de bir yardımcı. (Bakara 120)
Sadece LA İLAHE İLLALLAH demek yeterli mi.? yazısına devam et

İmanınızı test edin!

Ey iman edenler! İman edin! İmanınızı test edin!

Kur’an’da, seksen sekiz yerde “Ey iman edenler!” (Ya Eyyühellezine âmeû) ifadesi yer alıyor. Bu, bir medih/övgü hitabıdır. Rivayet edildiğine göre inananlara Tevratta “Ey miskinler!” şeklinde geliyordu hitap. Kur’ân’a gönül verenler ise, ey iman edenler hitabıyla, şereflendi ve bu ifadeyle imanda sabit ve daim olmaya, imanın gereklerini yapmaya tahrik ve teşvik edildiler.[1] Bu ifadeyle başlayan ayetler mü’minlere çok önemli hükümleri bildiriyor. Onların iman sahipleri olduğuna dikkat çekerek, imanın gereğini yerine getirmeye ve imanı korumaya çağırıyor. Bu ifadeyle Yüce Allah, inanan kullarını doğrudan muhatap alıyor ve onların imanlarını harekete geçiriyor. İbn Mesûd, bu ifade ile ilgili olarak şunları söyler:“Yüce Allah’ın ‘Ey iman edenler’ çağrısını duyduğun zaman kulaklarını aç ve can kulağıyla onu dinle. Çünkü bu çağrıdan sonra O, ya hayırlı bir işi sana emrediyordur, ya da seni kötü bir şeyden sakındırıyordur. “[2] İmanınızı test edin! yazısına devam et

İman Etmenin Şartları II. Kur’an da şifre vardır iddiaları.

Ramazan başında yazdığım ilk yazımda iman etme ile ilgili ayetlerden söz etmiştim biraz. Kur’an da olmayan veya Kuran’a yanlış anlamlar yüklemenin ŞİRK olduğunu söylemiştim. Çünkü Sizin iki seçeneğiniz var ya işittim isyan ettim, veya itaat ettim. Eğer İsyan ederseniz Zalimlerden olursunuz ki, hiç kimse yoktur ki size yardım etsin. Bugün yazacağım yazıda bu kendini bilmez ŞİFRECİLERİN ŞİRK üzerine olduklarını size ayetler ile kanıtlayacağım inşallah.

Bildiğiniz gibi ŞİFRECİLER, KURAN da şifre olduğunu iddia etmektedirler ve kendilerinin bunu çözdüğünü söylemekteler (İmam Rabbani, Abdülkadir Geylani, Sultan Menduh, Sultan Şeyhmus, Hallaci Mansur, Cünydi Bağdadi ve daha nice alimler bu şifreyi çözemedi de bizim AKILSIZLAR çözecekler 🙂 ).

Bakara Suresi 159 ile başlayalım :

اِنَّ الَّذٖينَ يَكْتُمُونَ مَا اَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدٰى مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِى الْكِتَابِ اُولٰـئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللّٰهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ

İnnellezine yektumune ma enzelna minel beyyinati vel huda mim ba’di ma beyyennahu lin nasi fil kitabi ulaike yel’anuhumullahu ve yel’anuhumul lainûn.

İndirdiğimiz beyyinatı(apaçık olanlar) ve ayni bidayet olan âyâtı insanlar için biz kitabda beyan ettikten sonra ketm edenler muhakkak ki onlara Allah lâ’net eder, lâ’net şanından olanlar da lâ’net eder(Elmalı Orjinal)
İndirdiğimiz apaçık ayetleri ve doğruyu, Biz onları insanlar için kitapta iyice açıkladıktan sonra, gizleyenlere Allah da bütün lanet edebilenler de lanet eder.(Elmalı Sadeleştirilmiş 1)
İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayetin kendisi olan âyetleri insanlar için biz kitapta açıkladıktan sonra gizleyenler var ya mutlaka onlara Allah lanet eder. Lanet edebilecek olanlar da lanet ederler.(Elmalı Sadeleştirilmiş 2)
İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap’ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lânet eder, hem de bütün lânet etme konumunda olanlar lânet eder.(Diyanet) İman Etmenin Şartları II. Kur’an da şifre vardır iddiaları. yazısına devam et

Ramazan

Şehru ramadânellezî unzile fîhil kur’ânu huden lin nâsi ve beyyinâtin minel hudâ vel furkân(furkâni), fe men şehide minkumuş şehra fel yesumh(yesumhu), ve men kâne marîdan ev alâ seferin fe iddetun min eyyâmin uhar(uhara) yurîdullâhu bikumul yusra ve lâ yurîdu bikumul usra, ve li tukmilûl iddete ve li tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).

Ramazan ayı ki, insanlar için hidayete erdirici (hidayete erme, Allah’a ulaşma vesilesi) ve beyyineler (açık deliller ve ispat vasıtaları) ve Furkan (hakkı bâtıldan ayırıcı) olarak Kur’ân, Hüda tarafından onda (o ayın içinde) indirildi. Artık içinizden kim bu aya (yetişir de ramazan ayını görüp) şahit olursa o zaman onu, oruç tutarak geçirsin. Ve kim, hasta veya yolculukta olursa, o taktirde (tutamadığı günlerin sayısı) diğer günlerde (oruç tutarak) tamamlanır. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez. (Size bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi hidayet erdirdiği şeye karşılık (sizin de) Allah’ı tekbir etmeniz (yüceltmeniz) içindir. Umulur ki böylece siz (bütün bu kolaylıklara) şükredersiniz. Ramazan yazısına devam et

Miraç Kandili

Miraç (ISRA) Gecesi Cenab-ı Hakkın daveti üzerine Cebrail Aleyhisselâmın rehberliğinde (Hadislerde verilen bilgiye göre Hz. Peygamber (s.a.s), Kâbe’de Hatim’de ya da amcasının kızı Ümmühani binti Ebi Talib’in evinde yatarken) Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksâ’ya, oradan semaya, yüce âlemlere, İlâhî huzura yükselmesidir. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam Mescid-i Haramdan (Mekke’den), Mescid-i Aksâ’ya (Kudüs’e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi. Kudüs’e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa’nın makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı, daha sonra Mescid-i Aksâ’ya geldi. Orada bütün peygamberler kendisini karşıladı. Miraçını kutladılar. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam burada peygamberlere iki rekat namaz kıldırdı, bir hutbe okudu. Bir rivayette Hz. İsa’nın doğduğu yer olan Betlaham’a uğradı, orada da iki rekât namaz kıldı. Ve bugün Kubbetü’s-Sahra’nın bulunduğu yerden Muallak Taşının üzerinden Miraça yükseldi. Miraç Kandili yazısına devam et

Riya – Gösteriş

İş, söz ve davranışlarda gösterişe yer verme; bir iyiliği veya salih bir ameli Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle değil, insanların beğenisi için yapma. Bu davranışta bulunan kimseye riyakâr veya müraî denir.
Riya, insanlar arasında manevî nüfûz, şan ve şöhret, maddî çıkar sağlamak için yapılır. Dünyaya âit bu tür maddî ve manevî çıkarları elde etmek için, dinin insanlar tarafından kutsal değerlere karşı beslenen bağlılık ve hürmet duygularının âlet edilmesi, riyanın en kötü şeklidir. Bu tür davranışlar, hilekârlık ve yalancılıktır. İnsan şeref ve haysiyetine hakarettir.

Riyakâr kişinin söz ve davranışlarındaki samimiyetsizlikleri, diğer insanlar tarafından kısa zamanda anlaşılır. Bunlara kimse güvenmez.

Riyanın her çeşidi ahlaksızlık olduğu halde, ibadetlerde riyakâr olmak çok daha büyük bir ahlâksızlıktır. Rasûlüllah Efendimiz; Muhakkak ki, sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirk, yani riyadır, ” (Tirmizi, Hudut, 24) buyurmuştur. İbadet, Allah için yapılır. Allah’ın rızası dışında bir amaçla; gösteriş olarak ibadet yapmak, Allah rızasını ortadan kaldırır. Gösteriş için ve bir çıkar düşüncesiyle Kur’ân okumak, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, sadaka vermek, ibadetleri boşa çıkarır. Allah Teâlâ;

“Ey iman edenler! Sadakalarınızı, insanlara gösteriş için malını harcayan, Allah’a ve âhiret gününe inanmayan kimse gibi başa kakmak ve eziyet etmek suretiyle boşa çıkarmayın. Çünkü onun bu gösterişinin hâli, üzerinde az bir toprak bulunan bir kaya parçasının hâline benzer ki, ona şiddetli bir yağmur isabet edince üzerindeki toprağı temizleyip kendisini katı bir taş hâlinde bırakır” (el-Bakara, 2/264) buyurmuştur. Şu halde, Allah’ın emrini ve rızasını düşünerek değil de, dindar görünmek için ibadet etmek, âlim ve bilgili desinler diye ilimle uğraşmak, cömert tanınmak için zekât ve sadaka vermek, riyadan ibaret kötü bir davranışın ötesinde bir anlam ifade etmemektedir. Rasûlüllah şöyle buyurmuştur:

“Her kim duyulsun diye bir iş işlerse, Allah onun kıymetsizliğini duyurur. Her kim gösteriş olsun diye bir iş yaparsa, Allah da onun gösteriş yapmasını ve değersizliğini ortaya çıkarır” (Müslim, Zühd, 38); “Şüphesiz riya şirktir” (İbn Mace, Fiten, 16).
Riya – Gösteriş yazısına devam et

Hz. Ali r.a.

Resulullahın amcasının oğlu, damadı, dördüncü halife. Babası Ebû Talib, annesi Kureyşten Fâtıma binti Esed, dedesi Abdulmuttalibtir. Künyesi Ebu Hasan ve Ebû Tûrab (toprağın babası), lâkabı Haydar; ünvanı Emîrul-Müminindir. Ayrıca Allahın Arslanı ünvanıyla da anılır.

Hz. Ali küçük yaşından beri Resulullahın yanında büyüdü. On yaşında İslâmı kabul ettiği bilinmektedir. Hz. Haticeden sonra müslümanlığı ilk kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Haticeyi bir gün ibadet ederken gören Hz. Aliye Peygamberimiz şirkin kötülüğünü, tevhidin manasını anlattığında Hz. Ali hemen müslüman olmuştu. Mekke döneminde her zaman Resulullahın yanındaydı. Kâbedeki putları kırmasını şöyle anlatır: “Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbeye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman kalkamıyacağımı anladı, omuzumdan indi, beni omuzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem ufukları tutacak sanıyordum. Kâbenin üzerinde bir put vardı, onu sağdan soldan ittim. Put düştü, parça parça oldu. Resulullahın omuzlarından indim. İkimiz geri döndük.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384).

Resul-u Ekrem, en yakın akrabasını uyarmak ve hakkı tebliğ etmek hususunda Allahu Teâlâdan emir alınca onları Safa tepesinde toplayıp ilâhî emirleri tebliğ edince, Kureyş müşrikleri onunla alay etmişti. İkinci toplantıyı yapmasını Hz. Ali (r.a.)ye bıraktı, Ali de bir ziyafet hazırlayarak Hasimoğullarını davet etti. Resulullah yemekten sonra: “Ey Abdülmuttaliboğulları, ben özellikle size ve bütün insanlara gönderilmiş bulunuyorum.

İçinizden hanginiz benim kardeşim ve dostum olarak bana beyat edecek” dedi. Yalnız Ali (r.a.) kalktı ve orada Resulullaha onun istediği sözlerle beyat etti. Bunun üzerine Resul-u Ekrem, “Kardeşimsin ve vezirimsin ” diyerek Hz. Aliyi taltif etti. Hz. Ali r.a. yazısına devam et

Şefâat ve Tevessül

Bir kimsenin diğerinden yardım dilemesi vasıtasız ve vasıtalı olmak üzere ikiye ayrılır. Birincisi (vasıtasız olanı) çaresizlik ve sıkışma halinde olursa «istiğase: imdat isteme», normal durumda olursa «istiâne: yardım isteme» diye ifâde edilir. Kulun gücü yeteceği işte ondan yardım ve imdat dilemek caizdir; bu durumda da asıl yardımın Allah’tan olduğunu, kulun vâsıta bulunduğunu bilmek gerekir. Kulun gücü ve irâdesi içinde olmayan şeyleri ondan istemek caiz değildir; yaratma, hidâyet, şifâ gibi. (A. Mahfuz, ag. esr, s. 196 vd.) Dua ile ilgili olarak buraya bakabilirsiniz

Allah’tan istenecek bir şeye kulu aracı ve vâsıta yapmak «şefaat» ve «tevessül» kelimeleriyle ifade edilir.

1. Şefaat:
Kur’an-ı Kerim’de, Allah’ın izni ve rızâsı olmadan hiç bir kimsenin, O’nun nezdinde şefaat edemiyeceği ifade buyurulmuştur. Bakara suresi, Mâide Suresi, Tâ-hâ Suresi ve Enbiya surelerinde şu şekil de ifade edilmektedir. Şefâat ve Tevessül yazısına devam et

Riya Gösteriş

 
İş, söz ve davranışlarda gösterişe yer verme; bir iyiliği veya salih bir ameli Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle değil, insanların beğenisi için yapma. Bu davranışta bulunan kimseye riyakâr veya müraî denir.

Riya, insanlar arasında manevî nüfûz, şan ve şöhret, maddî çıkar sağlamak için yapılır. Dünyaya âit bu tür maddî ve manevî çıkarları elde etmek için, dinin insanlar tarafından kutsal değerlere karşı beslenen bağlılık ve hürmet duygularının âlet edilmesi, riyanın en kötü şeklidir. Bu tür davranışlar, hilekârlık ve yalancılıktır. İnsan şeref ve haysiyetine hakarettir.

Riyakâr kişinin söz ve davranışlarındaki samimiyetsizlikleri, diğer insanlar tarafından kısa zamanda anlaşılır. Bunlara kimse güvenmez.

Riyanın her çeşidi ahlaksızlık olduğu halde, ibadetlerde riyakâr olmak çok daha büyük bir ahlâksızlıktır. Rasûlüllah Efendimiz; Muhakkak ki, sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirk, yani riyadır, ” (Tirmizi, Hudut, 24) buyurmuştur. İbadet, Allah için yapılır. Allah’ın rızası dışında bir amaçla; gösteriş olarak ibadet yapmak, Allah rızasını ortadan kaldırır. Gösteriş için ve bir çıkar düşüncesiyle Kur’ân okumak, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, sadaka vermek, ibadetleri boşa çıkarır. Allah Teâlâ; Riya Gösteriş yazısına devam et

Manevî Kirlerden Arınma Yolu: Tövbe

Ama gerçek tövbe. Gerçek tövbe ki bir daha o günahı işlememek ve meyletmemektir.Bugün günahlarıma ağlıyorsam ve Ya Rabbi pişmanım bir daha yapmayacağım dersem tövbe kapısını açtım demektir.Evet insanız hataya açığız önemli olan hatayı bilip Rabbe yönelmek ve tövbe etmektir arkadaşlar….Rabbim bizlere samimi tövbeler nasip etsin inşallah

Manevî Kirlerden Arınma Yolu: Tövbe

Sözlükte “Allah’a dönüş ve yöneliş” anlamına gelen tövbe, dini terim olarak “günahtan Allah’a dönme” anlamıyla meşhur olmuştur.

İmam Gazalî, İbn Arabi, İbn Hacer gibi İslâm âlimleri tövbeyi farklı şekillerde tarif etmişlerdir.

Biz burada tövbeyi açık ve anlaşılır bir tarzda tarif edecek olursak şöyle diyebiliriz: Tövbe; yapılan kötülüğü, işlenen günahı veya kabahati günah olduğunu bilip, onu bırakıp terk ederek Allah’a dönmek, O’ndan affetmesini, bağış lamasını dilemek, yaptıklarından pişman olduğunu da belirterek yalnız Allah’a yal varmak demektir.

1. Tövbenin Önemi:

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadis-i şeriflerinde: “Bütün Âdemoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir.” (İbn Mâce, Zühd, 30) buyurmaktadır. Başka bir hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz: “Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip, peşinden tövbe eden kullar yaratırdı.” (Müslim, Tevbe, 9, 10, 11) buyurmuştur. Manevî Kirlerden Arınma Yolu: Tövbe yazısına devam et

Hacet Ve İstihare Namazı

Selamün Aleyküm.

Bu iki konu hakkında çok fazla kaynak ve icra etme şekli var. Tabii ki hangisi daha doğrudur bunu sorgulamak bana düşmez. Ben elim de olan kaynakta yer verilene göre size anlatmaya çalışacağım. Bu konular ile ilgili olarak Sahih diye kabul gören şöyle bir hadis var.

Eshâb-ı kirâmdan Osman bin Huneyf hazretleri anlatır: Gözleri görmeyen bir kimse, gözlerinin açılması için Resûlullaha ricada bulundu. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Abdest alıp iki rek’at namaz kıl, sonra şöyle duâ et!: “Allahümme innî es’elüke ve eteveccehü ileyke binebiyyî Muhammedin sallallahü aleyhi ve sellem nebiyyirrahmeti.” Daha sonra gözlerinin açılması için “Yâ Rabbî Resûlünün hürmeti için gözlerimi aç!” diye duâ et!) [Nesâî] Hacet Ve İstihare Namazı yazısına devam et

Lâ İlâhe İll’Allâh

Mana olarak : Tek ilah’tan başka kulluk edilecek başka bir ilah yoktur. O tek olan ilah da, şeriki olmayan yüce Allah’tır. Çünkü ibadete layık olan, ancak O’dur. Bu kelimenin gereği, Allâhu Teâlâ dışındaki bütün sahte ilahları reddetmektir. Zira Allâhu Azze ve Celle dışındaki mabutların ilahlık iddiası batıldır. Çünkü O’ndan başka bir şey ibadete (dua edilmeye, emir ve yasak koymaya, nizam tespit etmeye) layık değildir. Uluhiyetin başkaları için reddedilmesi, ilahlığı sadece ortağı olmayan Allâhu Teâlâ’ya ait kılmayı ve O’nun yanında ikinci bir ilah edinmemeyi gerektirir.

Birincisi, kalbiyle “En büyük O´dur, O´ndan başka büyüklüğe ortak olacak kimse yoktur”.

İkincisi, “O´nun büyüklüğünü kabul etmekle beraber günlük yaşantı­mızda karşılaşacağımız tüm sosyal problemlerde ve tüm ibadetlerimizde, O´nun hükmü sürmeli, hakim olmalı. O´ndan başkasının hükmünün ta­nınmayacağı böylece ortaya konulmalıdır.

Lâ İlâhe İll’Allâh sadece Ummeti Muhammed’e tek değil bütün Resullerine emir kılmıştır. Dinde en büyük yasak Şirktir. Ve biz Lâ İlâhe İll’Allâh diyerekten Allahtan başka ilah olmadığını kabul ediyoruz. Ümmeti Muhammedden olmak için, Müslüman olmak için ilk şart olan Kelime-i Şahadette Biz Şöyle demekteyiz ki bunla biz Şirkten kaçıyoruz, Allahtan başka ilah olmadığına ve Hz. Muhammed (S.A.V) onun Kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ettiğimizi beyan ediyoruz. “Eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden âbduhu ve Resuluhu” (“Şehadet ederim ki Allah´tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed (s.a.v.) onun kulu ve Peygamberidir”.)
Lâ İlâhe İll’Allâh yazısına devam et

Dua Etmenin Hikmet ve Kerameti

Dua Dinimizde çok yüce bir kıymete sahiptir. Çünkü Dua Allah ile Kul arasında daima bir köprüdür. Dua ettikçe bu köprü daha sağlam temeller alır ve güçlenir. Peygamberler, Velileri ve Allah dostları sürekli Allah’a Hamd etmişlerdir. Hamd yada şükür sadece darlık zamanında değil her zaman edilmesi gereken bir olgudur. Darlıkta, bollukta, kederde, sevinçte, ferahta her ne olursa olsun ellerimizi açıp Hamd etmek, Allah’ın bize verdiği nimetlere nankörlük etmemek gerekir.

Allah Kuran’i kerimde ondan birşey isterken dua ile gitmemizi emretmektedir. Çünkü Allah’a karşı yapılan en büyük kulluk görevlerinden birisi duadır. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Sallahu Aleyhi Sellem buyuruyor ki. Dua ibadettir. Allah’a duadan daha kıymetli birşey yoktur. Allah kendisinden istemeyene gazap eder. Elini açıpta dua eden kulunun elini boş çevirmez. Dua rahmet kapılarının anahtarı, müminin silahı, dinin direği, göklerin ve yeryüzünün nurudur.
Dua Etmenin Hikmet ve Kerameti yazısına devam et

Hz. Adem (A.S.) Ve İlk İnsanın Yaratılışı

Allah Azze ve Celle, hiç birşeyi yaratmadan önce kendi Nurundan Evrene Rahmet olarak gönderilen Enbiyaların Şah’ı Hz. Muhammed Mustafa Sallahu Aleyhi Vessellem’i yaratmıştır. ilk yaratılan Ruh ona aittir. Daha sonra melekler ve diğer cismani varlıklar yaratılmıştır.

İnsan yaratılışı Kuran-î Kerimde iki evre olarak geçmektedir. Bunlardan birincisi Hz. Adem (A.S.)’in yaratılışı ve diğer insanların yaratılışı olarak ele alırız. Hz. Adem (A.S.) yaratılışı ile ilgili olarak, yaratılmadan önce Allah Azze ve Celle Meleklere şöyle sesleniyor Yeryüzünde bir Abd yaratacağım, melekler ise yaratacağın bu Abd’ın yeryüzünde günah işleyeceğini kan dökeceklerini söylemektedir. Bunla ilgili olarak Bakara suresi 30. ayeti kerimede şöyle denmektedir.
Hz. Adem (A.S.) Ve İlk İnsanın Yaratılışı yazısına devam et