Etiket arşivi: Buhari

MÜSLÜMAN YALAN SÖYLEMEZ

“İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.” (Kaf: 18)

Abdullah bin Mes’ûd radıyallâhu anh’den rivâyet edildiğine göre Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki doğruluk hayra ve iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddık (doğru sözlü) diye kaydedilir. Yalancılık sapıklığa sürükler. Sapıklık da cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı (kezzâb) diye yazılır”. (Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizi, İbni Mâce)

Hadis-i şerifteki bu tesbit, yalan konusunda son derece dikkatli olunması için çok ciddi ve açık bir uyarıdır. Yalanın küçüğü büyüğü olmaz demektir. Ayrıca yalancılığın ve sahteciliğin İslâm’da yeri olmadığını ortaya koymaktadır.
MÜSLÜMAN YALAN SÖYLEMEZ yazısına devam et

Suizan hüsnü zan

Sual: Suizannın dindeki yeri nedir?
CEVAP
Suizan, birinin kötü bir iş yaptığını zannetmektir. Kalbe gelen kötü düşünce, o hâliyle suizan olmaz. Kalbin o tarafa kayması suizan olur. Mesela birisinde bir kalem görünce, (acaba bu kalemi çalmış olabilir mi) diye sadece düşünmek suizan olmaz. Ama (çalmış olabilir) diye zannetmek suizan olur.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Suizan etmeyin. Suizan, yanlış karar vermeye sebep olur. İnsanların gizli şeylerini araştırmayın, kusurlarını görmeyin, münakaşa, haset ve düşmanlık etmeyin, birbirinizi kardeş gibi sevin, çekiştirmeyin. Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder. Onu, kendinden aşağı görmez.) [Buhari, Müslim]

Zan ile, başkasının kötü olduğunu kabul eden, onu gıybet eder, ona dil uzatır. Onu kötü, kendini iyi bilir. Bu da, helâkine sebep olur. (İhya)

Müslümanın bir işinde veya sözünde birçok küfür alameti ile bir iman alameti bulunsa, hüsnü zan edip buna kâfir dememelidir. Ama küfrü açıksa kâfir olur, tevil fayda vermez. (Bezzâziyye) Suizan hüsnü zan yazısına devam et

Allahı Zikretmek ve Bu Amaçla Toplanmanın Fazileti

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayetle dedi ki; Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:

“Allahu Teâlâ’nın yollarda dola­şarak Allah’ı zikreden kullarını araştıran Melekleri bulunmak­tadır. Allah’ı zikreden bir topluluk buldukları vakit, birbirle­rine: “Haydi geliniz, sizin aradıklarınız buradalar” diye nida ederler.” “Me­lekler o zikir ehline dünya semasına kadar kanatlarıyla sa­rarlar. Rab Teâlâ onların vaziyetlerini Meleklerden daha iyi bilen olmakla beraber Meleklere:

“Kullarım ne diyorlar?” diye sorar.”

“Melekler: “Seni tesbih ediyorlar, Seni tekbir ediyorlar, Sana hamd ediyorlar ve seni temcîd ediyorlar” diye cevap verirler.
Allahı Zikretmek ve Bu Amaçla Toplanmanın Fazileti yazısına devam et

Her Güne Bir Ayet Bir hadis Bir Dua

Ayet-i Kerime

” Her nefis ölümü tadıcıdır, Sonra bize döndürüleceksiniz…”
(Ankebut – 57)

Hadis-i Şerif

Kimse kimseyi fasıklıkla itham etmesin. Buna hakkı yoktur. Aynı şekilde küfürle de itham etmesin. Şayet küfür ithamında bulunur da, itham edilen böyle bir sıfatın sahibi değilse, bu sıfat muhakkak itham eden kimseye döner
(Buhari Edep:44)

Dua

Ey bu yerlerin hakimi senin bahtına düştüm
Sana dehalet ediyorum
Ve sana hizmetkarım
Ve senin rızanı istiyorum
Ve seni arıyorum

Ey bu yerlerin tek sahibi affet günahlarımızı ve seni sevenin sevgisini senin sevgine ulaştıracak olanın sevgisini kalbimizden eksik etme…

her güne bir hadisi şerif

Ebu Hüreyre Radiyallâhu Anh, Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellemin şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

“Ramazan ayının ilk gecesi girince şeytanlar ve cinlerin azgınları zincire vurularak bağlanır. Cehennemin kapıları kapatılır, hiçbir kapısı açılmaz. Cennet kapıları ise sonuna kadar açılır, hiçbirisi kapalı tutulmaz.
Her Müslümanın kalbinde hissettiği bir ses yükselir:
Ey iyiliklere istekli olanlar, hayra yönelin!
Ey kötülüğe arzu duyanlar, kendinizi tutun!
Allah’ın bu gece Cehennemden kurtardığı pek çok kimseler olacaktır. Bu hal Ramazan’ın bütün gecelerinde tekrarlanır.”
(Buhari, Savm: 5; Bed’ü’l-Halk: 11; Müslim, Sıyâm: 2; Nesâi, Sıyam: 5)

Üç Aylar’ın Başlangıcı Leyle-i Regaib

Evvelâ: Sizin, bu mübarek şuhur-u selâse ve içindeki kıymetdar leyali-i mübarekeleri tebrik ediyoruz. Cenab-ı Hak, herbir geceyi sizin hakkınızda birer Leyle-i Regaib ve Leyle-i Kadir kıymetinde size sevab versin, âmîn. ( Kastamonu Lahikası, 84 )

Regaib Nedir?

Regâib, arapça bir kelimedir ve “reğa-be” kökünden gelmektedir. “Reğa-be”, kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir. “Reğîb” kelimesi ise, “reğabe”‘den türemiş olan bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, taleb edilen şey demektir. Müennesi, “reğîbe”dir. “Reğîbe”nin çoğulu da “reğâib” dir. Kelime olarak “Regâib”in aslı budur.

Recebin ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu geceye Regaib gecesi ismini melekler vermişlerdir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bu gece yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir. Regaib gecesini ibadetle geçirmeli, kazası olan, hiç değilse bir günlük kaza namazı kılmalı! Kazası olmayan da nafile namaz kılar, Kuran-ı kerim okur, tesbih çeker, tövbe istiğfar eder. Perşembe günü oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevaptır. Receb ayında oruç tutmak faziletlidir. Üç Aylar’ın Başlangıcı Leyle-i Regaib yazısına devam et

Hz. Ömer Bin Hattab

Ikinci Rasid Halife. Islâmi yeryüzüne yerlestirip, hakim kilmak için Resulullah (s.a.s)’in verdigi tevhidî mücadelede ona en yakin olan sahabilerden biri. Hz. Ömer (r.a), Fil Olayindan on üç sene sonra Mekke’de dogmustur. Kendisinden nakledilen bir rivayete göre o, Büyük Ficar savasindan dört yil sonra dünyaya gelmistir (Ibnül-Esîr, Üsdül-gâbe, Kahire 1970, IV,146). Babasi, Hattab b. Nüfeyl olup, nesebi Ka’b’da Resulullah (s.a.s) ile birlesmektedir. Kureys’in Adiy boyuna mensup olup, annesi, Ebu Cehil’in kardesi veya amcasinin kizi olan Hanteme’dir (bk. a.g.e., 145).

Kaynaklar Hz. Ömer (r.a)’in müslüman olmadan önceki hayati hakkinda fazlaca bir sey söylemezler. Ancak küçüklügünde, babasina ait sürülere çobanlik ettigi, sonra da ticarete basladigi bilinmektedir. O, Suriye taraflarina giden ticaret kervanlarina istirak etmekteydi (H. ibrahim Hasan, Tarihul-Islâm, Misir 1979, I, 210). Cahiliyye döneminde Mekke esrafi arasinda yer almakta olup, Mekke sehir devletinin sifare (elçilik) görevi onun elindeydi. Bir savas çikmasi durumunda karsi tarafa elçi olarak Ömer gönderilir ve dönüsünde onun verdigi bilgi ve görüslere göre hareket edilirdi. Ayrica kabileler arasinda çikan anlasmazliklarin çözümünde etkin rol alir ve verdigi kararlar baglayicilik vasfi tasirdi (Suyûtî, Tarihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 123; Üsdül-gâbe, IV, 146). Hz. Ömer Bin Hattab yazısına devam et

Hz.Mus’ab Bin Umeyr (r.a)

NESEBİ: Mus’ab b. Umeyr b. Haşim b. Abdi Menaf b. Abdiddar b. Kusay, b. Kilâb b. Mürre el-Kureşî el-Abderî.Babası Umeyr, annesi Hunnas bint Malik’tir. Karı-koca Umeyr ve Hunnas, çok zengin bir aile idiler. Mus’ab’in künyesi Ebû Abdullah’tır.1 Ebû Muhammed diye künyelendiğini söyleyenler de vardır.Zeynep adlı bir kızından bahsedilir ki, bu kızın annesi Hamne bint Cahş’tır. Dolayısıyla Hamne, Mus’ab’ın zevcesi olmaktadır.Sâbıkûn-ı İslâm’dan olup, İslâm’a girdikten sonra Hz. Peygamber kendisine “Mus’abü’l-Hayr” ünvanını vermiştir.Mus’ab b. Umeyr, Kureyş’in Abdüddaroğullarındandır. Abdüddaroğulları cahiliye devrinde, “liva, sidane ve hicabe”‘* görevlerini yapıyorlardı. Bir rivayete göre “nedve”** görevi de onlardaydı. Bunlardan anlaşılacağı üzere bu kabile, cahiliye devrinde etkili bir statüye sahipti ve Haşimoğulları ile aralarında da öteden beri husûmet vardı. Bu sebeple Hz. Muhammed (sav)’in peygamberliğine Mekke’de şiddetle muhalefet etmeleriyle tanınmışlardı. Bu kabilenin bazı simaları halka eski Rum ve Acem masalları anlatarak güya Hz. Peygamber (sav)’in okuduğu Kur’ân âyetlerini etkisiz hale getirmek istiyorlardı. (Lokman, 31/6) Hz.Mus’ab Bin Umeyr (r.a) yazısına devam et

Hz. Osman Bin Affân r.a.

Osman b. Affân b. Ebil-As b. Ümeyye b. Abdi’ş-Şems b. Abdi Menaf el-Kureşî el-Emevî; Raşid Halifelerin üçüncüsü. Ümeyyeoğulları ailesine mensup olup, nesebi beşinci ceddi olan Abdi Menaf’ta Resulullah (s.a.s) ile birleşmektedir.

Fil olayından altı sene sonra Mekke’de doğmuştur. Annesi, Erva binti Küreyz b. Rebia b. Habib b. Abdi Şems’tir. Büyükannesi ise Resulullah (s.a.s)’ın halası Abdülmuttalib’in kızı Beyda’dır. Künyesi, “Ebû Abdullah’tır. Ona, “Ebu Amr” ve “Ebu Leyla” da denilirdi (İbnul-Hacer el-Askalânî, el-İsabe fi Temyîzi’s-Sahabe, Bağdat t.y., II, 462; İbnül Esîr, Üsdül-Ğâbe, III, 584-585; Celaleddin Suyûtî, Târihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 165).

Resulullah (s.a.s) risaletle görevlendirildiğinde Osman (r.a) otuz dört yaşlarındaydı. O, ilk iman edenler arasındadır. Ebû Bekir (r.a), güvendiği kimseleri İslâma davette yoğun gayret göstermekteydi. Onun bu çalışmaları neticesinde, Abdurrahman b. Avf, Sa’d b. Ebi Vakkas, Zübeyr b. Avvâm, Talha b. Ubeydullah ve Osman b. Affân iman etmişlerdi. Hz. Osman, cahiliyye döneminde de Hz. Ebû Bekir’in samimi bir arkadaşı idi (Siretu İbn İshak, İstanbul 1981,121; Üsdü’l-Gâbe, aynı yer; Askalanî, aynı yer).

Hz. Osman, iman ettiği zaman bunu duyan amcası Hakem b. Ebil-Âs onu sıkıca bağlayarak hapsetmiş ve eski dinine dönmezse asla serbest bırakmayacağını söylemişti. Hz. Osman (r.a) ebediyyen dininden dönmeyeceğini söyleyince, kararlılığını gören amcası onu serbest bırakmıştı (Suyûtî, 168).

Peşinden o, Resulullah (s.a.s)’ın kızı Rukayye ile evlenmişti. Bazı tarihçiler bu evliliğin Peygamber’in risaletle görevlendirilmesinden önce olduğunu kaydederler (Suyûtî, a.g.e., 165). Hz. Osman Bin Affân r.a. yazısına devam et

Hz. Bilal-i Habeşi r.a.

Hz. Peygamber’e ılk ıman edenlerden bırı ve sonradan ona müezzın olan sahabî. Islâm tarıhınde unutulmaz yerı olan Bılâl-î Habesî, aslen Habeslıdır. Anasının adı Hamâme, babasının adı Rebah, künyesı Abdullah’tır.

Bılâl, Islâm’ın ılk teblıg yıllarında Ümeyye b. Halef’ın kölesıydı. Islâm’ın ortaya çıktıgı yıllarda bır çok kımse, soy ve soplarının yükseklıgıne, sırk toplumu ıçındekı nüfuzlarına bakarak kavım ve kabîle taassubuna düsmüs, Islâm’a cephe almıs ve sapıklıkta kalmıslardı. Bılâl b. Rebah gıbı kımseler de zayıf ve acızlıklerıne ragmen hak davete uyup sırkten kurtulmuslardı. Iste Bılâl b. Rebah (r.a.) Islâm davetıne ılk ıcabet edenlerden bırıydı.

Ümeyye b. Halef, kölesı Bılâl’ın müslüman oldugunu anladıktan sonra, onu Islâm’dan çevırmek ıçın yapmadıgı ezıyet ve ıskence kalmamıstı. Ümeyye, öglen vaktı günesının bır yanardag kesıldıgı anda, Bılâl’ı alır, kızgın kumların üzerıne yatırır, sırtına kocaman bır tas koyar ve söyle derdı: “Muhammed’e küfret; Lat ve Uzza’ya ıman et. Yoksa onlara ıman edınceye kadar böylece kalacaksın.”
Hz. Bilal-i Habeşi r.a. yazısına devam et

Hamd

Bismillâhirrahmânirrahîm
El hamdu lillâhi rabbil âlemîn (âlemîne). Er rahmânir rahîm(rahîmi). Mâliki yevmid dîn(dîne). İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu). İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme). Sırâtallezîne en’amte aleyhim ğayril mağdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
Hamd, Alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. O Rahman, Rahim, O, din gününün maliki Allah’ın. Sade Sana ederiz kulluğu, ibadeti; sade Senden dileriz yardımı, inayeti Yarab! Hidayet eyle bizi doğru yola, O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil.

Kur’ani kerim de açılış olan Fatiha suresi ile başladık. Fatiha suresi dışında 43 ayette daha Hamd geçmektedir. Hamd ve şükür Allah’a yapılan övgüdür. Allah’ın verdiklerinin karşılığında Allah’a yapılan senadır. teşekkür istikametinde kullanılır. Hamd yalnızca Allah’a mahsustur başkasına yapılmaz. Kurani Kerim de pek çok kez bunu görürüz zaten. Hamd geçen her yerde Allah’a mahsus olduğu belirtilmiştir. Yeri, Göğü ve arasında ki bütün alemleri yaratan Allahtır. Hamd yazısına devam et

Cuma Namazı

Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ nûdiye lis salâti min yevmil cumuati fes’av ilâ zikrillâhi ve zerûl bey’a, zâlikum hayrun lekum in kuntum ta’lemûn(ta’lemûne). Fe izâ kudiyetıs salâtu fenteşirû fîl ardı vebtegû min fadlillâhi vezkurûllâhe kesîren leallekum tuflihûn(tuflihûne). Ve izâ reev ticâreten ev lehveninfaddû ileyhâ ve terekûke kâimâ(kâimen), kul mâ indallâhi hayrun minel lehvi ve minet ticâreh(ticâreti), vallâhu hayrur râzıkîn(râzıkîne).

Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrıldığı(nız) zaman, Allah’ı anmaya koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan (nasibinizi) arayın. Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz. Bir ticaret ve eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona gittiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: «Allah’ın yanında bulunan, eğlenceden ve ticaretten de hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.»
Cuma Namazı yazısına devam et

Namazın Önemi

Namazın önemi çok büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) [Taberani]

(Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibadet, namazdır. Namazı düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez.) [Taberani]

(Namazı doğru kılanın, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi günahları dökülür.) [İ.Ahmed]

(Allahü teâlâ buyuruyor ki, “Söz veriyorum ki, namazlarını vaktinde, doğru olarak kılana azap etmem, onu sorgu-suale çekmeden Cennete koyarım”) [Hâkim]

(Her Peygamberin ümmetine son nefeste vasiyeti namazdır.) [Gunye]

Namaz kılmak böyle büyük bir ibadet olduğu için terk edilmesi de çok büyük günahtır. Hanbeli’de namazı terk eden küfre düştüğü için, Şafii ve Maliki’de büyük günah işlediği için ceza olarak katli gerektiği fıkıh kitaplarında yazılıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Namaz dinin direğidir, terk eden dinini yıkmış olur.) [Beyheki]

(Namaz kılmayanın dini yoktur.) [İbni Nasr]

(Namaz kılan, kıyamette kurtulacak, kılmayan perişan olur.) [Taberani]

(Namaz kılmayan, kıyamette, Allahü teâlâyı kızgın olarak bulur.) [Bezzar]

(Namazı kasten bırakanın ibadetleri kabul olmaz ve namaza başlayana kadar Allahü teâlânın himayesinden uzak kalır.) [Ebu Nuaym]

(Bizimle kâfir arasındaki fark namazdır. Namazı terk eden kâfir olur.) [Nesai] Namazın Önemi yazısına devam et

Abdest

Abdest almak, namâzın farzlarındandır. Kur’ân-ı kerîmi tutmak, Kâ’beyi tavâf etmek, tilâvet secdesi yapmak, cenâze namâzı kılmak için de abdest almak lâzımdır. Her zemân abdestli bulunmak, yataga abdestli girmek, abdestli yimek ve içmek çok sevâbdır.

Abdestli iken ölenlere sehîd sevâbı verilir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdular ki:
(Abdestli olarak ölen, ölüm acısı çekmez. Çünki abdest, îmânlı olmanın alâmetidir. Namâzın anahtârı, bedenin günâhlardan temizleyicisidir.)

(Müslimân abdest alınca, günâhları kulagından, gözünden, elinden ve ayagından çıkar. Oturunca, magfiret olunmus olarak oturur).
Abdest yazısına devam et