Etiket arşivi: Hz. Ebubekir R.A.

Mevlid Kandili

Adı güzel Kendi Güzel alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz Muhammed S.A.V. doğum günü. Bütün alemler’e gelmiş olan ve tek kurtuluşumuz olan bu Mübarek insanın doğum gününü canı yürekten kutlamak biz inananlara düşen görevimizdir. Peygamber efendimiz Hicri takviminin 571.yılının Rebiü’l-evvel ayının 12.gecesi bir Pazartesi gecesi Dünyayı şereflendirmiştir (Milâdî takvime göre ise bu, Nisan ayının 20.gününe denk gelmektedir). Bu mübarek geceyede Mevlid Kandili denilmektedir.

Bu gecenin önemini izah etmek gerekirse. Biz inanlar kuşkusuz ki Kitabımız Kuran-î Kerime canı yürekten inanmış. Allah’a, bizi yaklaştıracak güzelliklere varmak için elimizden gelenleri yapmaktayız. Bu Yüce dine inandığımıza göre bu dinin oluş sebebine çok büyük saygı duymaktayız. Kadir gecesi bildiğiniz gibi 1000 aydan daha hayırlı bir gündür. Böyle bir günün olması için yani Kuran-î Kerimin inmesi için, öncelikle Peygamber Efendimizin doğması lazım. Ve bugun onun, o mübarek insanın doğduğu gündür. Devamı

Hz. Hasan R.A.

HZ. HASAN R.A. 28 SAFER DE ŞEHİT DÜŞMÜŞTÜR. Bu yıl 31 Aralığa denk gelmektedir.

Hz. Ali ile Hz. Fatima’in ilk çocugu olan Hz. Hasan, Medine’de 625 tarihinde dogdu. Taberistan’in ve Kuzey Afrika’nin fethinde bulundu. Hz. Osman’in asiler tarafindan kusatildigi dönemde, kardesi Hüseyin ile beraber, onu korumak amaciyla kapisinda nöbet beklemesi disinda, babasinin hilafetine kadar hiçbir siyasî hadisede yer almadi. Hz. Ali döneminde ise Hz. Aise’nin ordusuna karsi savasmak üzere, asker toplamak amaciyla, Kûfe’ye, ünlü sahabi Ammâr b. Yâsir ile beraber gönderildi.[1] Babasinin hilafeti döneminde cereyan eden savaslarin tamamina istirak etti. Hz. Hasan R.A. yazısına devam et

Mevlid Kandili

Adı güzel Kendi Güzel alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz Muhammed S.A.V. doğum günü. Bütün alemler’e gelmiş olan ve tek kurtuluşumuz olan bu Mübarek insanın doğum gününü canı yürekten kutlamak biz inananlara düşen görevimizdir. Peygamber efendimiz Hicri takviminin 571.yılının Rebiü’l-evvel ayının 12.gecesi bir Pazartesi gecesi Dünyayı şereflendirmiştir (Milâdî takvime göre ise bu, Nisan ayının 20.gününe denk gelmektedir). Bu mübarek geceyede Mevlid Kandili denilmektedir.

Bu gecenin önemini izah etmek gerekirse. Biz inanlar kuşkusuz ki Kitabımız Kuran-î Kerime canı yürekten inanmış. Allah’a, bizi yaklaştıracak güzelliklere varmak için elimizden gelenleri yapmaktayız. Bu Yüce dine inandığımıza göre bu dinin oluş sebebine çok büyük saygı duymaktayız. Kadir gecesi bildiğiniz gibi 1000 aydan daha hayırlı bir gündür. Böyle bir günün olması için yani Kuran-î Kerimin inmesi için, öncelikle Peygamber Efendimizin doğması lazım. Ve bugun onun, o mübarek insanın doğduğu gündür. Devamı

Miraç Kandili

Miraç (ISRA) Gecesi Cenab-ı Hakkın daveti üzerine Cebrail Aleyhisselâmın rehberliğinde (Hadislerde verilen bilgiye göre Hz. Peygamber (s.a.s), Kâbe’de Hatim’de ya da amcasının kızı Ümmühani binti Ebi Talib’in evinde yatarken) Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksâ’ya, oradan semaya, yüce âlemlere, İlâhî huzura yükselmesidir. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam Mescid-i Haramdan (Mekke’den), Mescid-i Aksâ’ya (Kudüs’e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi. Kudüs’e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa’nın makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı, daha sonra Mescid-i Aksâ’ya geldi. Orada bütün peygamberler kendisini karşıladı. Miraçını kutladılar. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam burada peygamberlere iki rekat namaz kıldırdı, bir hutbe okudu. Bir rivayette Hz. İsa’nın doğduğu yer olan Betlaham’a uğradı, orada da iki rekât namaz kıldı. Ve bugün Kubbetü’s-Sahra’nın bulunduğu yerden Muallak Taşının üzerinden Miraça yükseldi. Miraç Kandili yazısına devam et

Dursun Ali Erzincanli – Gelseydin

Sevgili!
Ümmü Mektum gibi
Seni görmeden sana sesleniyoruz
Alıp verdiğin nefesi duyar gibi
Sanki açınca gözlerimizi
Seni görecekmişiz gibi
Sana sesleniyoruz.
Senin huzurunda ses yükselmez.
Edeple konuşulur; edeple susulur.
Hele biz ki bu kapının dilencileri,
El açıp beklemekten başka
Bize bir şey düşmezdi ama
Şu araya giren yıllar olmasa
Medine’ne uzak yollar olmasa
İsmin anılınca yürek yanmasa
Kapında beklemekten başka
Bize bir şey düşmezdi.
Bekliyoruz Sultânım!
Rüyada olsa bile Dursun Ali Erzincanli – Gelseydin yazısına devam et

Neyimize Güveniyoruz Biz!

Hz. Ömer sessizce Hz. Muhammed(sav)’in dinlenmekte olduğu odaya girer. Bir an çevresine göz gezdirir. Tavana asılmış kuru bir deri parçası, bir torbanın içinde bir kaç kilo arpa, duvara dayalı bir kaç ağaç yaprağı ve yerde de Hz. Muhammedin(sav) üzerinde uyumakta olduğu hurma lifinden örülmüş kaba bir hasır. Bu manzara karşısında ağlamaya başlayan Hz. Ömer’in hıçkırıkları O’nu uyandırır.
Kalkınca hasırın vücudunda iz yapyığını gören Hz. Ömer daha çok ağlamaya başlar. Efendimiz hayretle sorar;

-Ey hattaboğlu! Niçin ağlıyorsun?
-”Ey Allahın elçisi! İranlılar imparatorlarını saraylarda yaşatırken, Bizanslılar kayserlerini lüks ve ihtişama boğmuşken sen ki Allahın elçisisin, izin versen de bizde seni
Neyimize Güveniyoruz Biz! yazısına devam et

Peygambere Mektup (Fevkalade yazmış mektubu)

Esselatü Vesselamü Aleyke ya Resûlullah!
Esselatü Vesselam Aleyke ya Habiballah!

Sevgili Peygamberim!

Sana bu mektubu bir Nisan ayının son gününde, ömrümün yarı yılı geçmiş, belki de tükenmiş bir bahar akşamında yazıyorum. Yine sana özlem doluyum, yine hasret doluyum, sana duygularımı nasıl anlatayım bilemiyorum.

Belki de şöyle başlamalıyım.
Ey güzeller güzeli, Rabbimin sevgilisi! Bu Nisan ayının güzelliği kadar güzel şu parlayan ayın ışığından daha parlak, şu mis gibi kokan hanımellerinden de güzel kokulu. Şu kırmızı güllerin güzelliğinden de güzel ve zarafetinden de zarif, ey tüm insanların sevgilisi! Ey Ebubekir‘in dostu, Ömer‘in yoldaşı, Ali‘nin kılıcı, Osman‘ın hayası, selam olsun sana!

Sevgili Peygamberim, gönül yoldaşım, sırdaşım, arkadaşım, sevgilerin en güzeli ile sevdim seni. Seni sevmek ne kadar güzelmiş, yaşımın olgun bir zamanında ancak anlayabildim. Seni tanıdıkça sevdim, sevdim, sevdim. Peygambere Mektup (Fevkalade yazmış mektubu) yazısına devam et

Hz. Ömer Bin Hattab

Ikinci Rasid Halife. Islâmi yeryüzüne yerlestirip, hakim kilmak için Resulullah (s.a.s)’in verdigi tevhidî mücadelede ona en yakin olan sahabilerden biri. Hz. Ömer (r.a), Fil Olayindan on üç sene sonra Mekke’de dogmustur. Kendisinden nakledilen bir rivayete göre o, Büyük Ficar savasindan dört yil sonra dünyaya gelmistir (Ibnül-Esîr, Üsdül-gâbe, Kahire 1970, IV,146). Babasi, Hattab b. Nüfeyl olup, nesebi Ka’b’da Resulullah (s.a.s) ile birlesmektedir. Kureys’in Adiy boyuna mensup olup, annesi, Ebu Cehil’in kardesi veya amcasinin kizi olan Hanteme’dir (bk. a.g.e., 145).

Kaynaklar Hz. Ömer (r.a)’in müslüman olmadan önceki hayati hakkinda fazlaca bir sey söylemezler. Ancak küçüklügünde, babasina ait sürülere çobanlik ettigi, sonra da ticarete basladigi bilinmektedir. O, Suriye taraflarina giden ticaret kervanlarina istirak etmekteydi (H. ibrahim Hasan, Tarihul-Islâm, Misir 1979, I, 210). Cahiliyye döneminde Mekke esrafi arasinda yer almakta olup, Mekke sehir devletinin sifare (elçilik) görevi onun elindeydi. Bir savas çikmasi durumunda karsi tarafa elçi olarak Ömer gönderilir ve dönüsünde onun verdigi bilgi ve görüslere göre hareket edilirdi. Ayrica kabileler arasinda çikan anlasmazliklarin çözümünde etkin rol alir ve verdigi kararlar baglayicilik vasfi tasirdi (Suyûtî, Tarihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 123; Üsdül-gâbe, IV, 146). Hz. Ömer Bin Hattab yazısına devam et

Hz.Mus’ab Bin Umeyr (r.a)

NESEBİ: Mus’ab b. Umeyr b. Haşim b. Abdi Menaf b. Abdiddar b. Kusay, b. Kilâb b. Mürre el-Kureşî el-Abderî.Babası Umeyr, annesi Hunnas bint Malik’tir. Karı-koca Umeyr ve Hunnas, çok zengin bir aile idiler. Mus’ab’in künyesi Ebû Abdullah’tır.1 Ebû Muhammed diye künyelendiğini söyleyenler de vardır.Zeynep adlı bir kızından bahsedilir ki, bu kızın annesi Hamne bint Cahş’tır. Dolayısıyla Hamne, Mus’ab’ın zevcesi olmaktadır.Sâbıkûn-ı İslâm’dan olup, İslâm’a girdikten sonra Hz. Peygamber kendisine “Mus’abü’l-Hayr” ünvanını vermiştir.Mus’ab b. Umeyr, Kureyş’in Abdüddaroğullarındandır. Abdüddaroğulları cahiliye devrinde, “liva, sidane ve hicabe”‘* görevlerini yapıyorlardı. Bir rivayete göre “nedve”** görevi de onlardaydı. Bunlardan anlaşılacağı üzere bu kabile, cahiliye devrinde etkili bir statüye sahipti ve Haşimoğulları ile aralarında da öteden beri husûmet vardı. Bu sebeple Hz. Muhammed (sav)’in peygamberliğine Mekke’de şiddetle muhalefet etmeleriyle tanınmışlardı. Bu kabilenin bazı simaları halka eski Rum ve Acem masalları anlatarak güya Hz. Peygamber (sav)’in okuduğu Kur’ân âyetlerini etkisiz hale getirmek istiyorlardı. (Lokman, 31/6) Hz.Mus’ab Bin Umeyr (r.a) yazısına devam et

Hz. Talhâ Bin Ubeydullah r.a.

Hz. Talhâ bin Ubeydullah, Resûlullah efendimizin; “Talhâ ve Zübeyr, Cennette komşularımdır” hadîs-i şerifiyle medhedilen sahâbidir.

Hz. Talhâ, ticâretle uğraştığı için sık sık Mekke dışına çıkardı. Bu seyâhatlerinden birinde Şam yakınlarında Busra kasabasında bir panayıra gelmişti. Burada bir râhip;
– Panayıra gelenlere sorun; içlerinde Mekke’den gelen var mı? diye seslendi. Talhâ bin Ubeydullah:
– Evet, ben Mekkeliyim, dedi.
– Ahmed zuhûr etti mi?
– Ahmed kimdir?
– Abdullah bin Abdülmuttalib’in oğludur. Orası O’nun zuhûr edeceği şehirdir. O, peygamberlerin sonuncusudur. Kendisi Harem-i şeriften çıkarılacak, hurmalık, taşlık ve çorak bir yere hicret edecektir.
Olan bir şey var mı?
Râhibin sözleri Hz. Talhâ’nın kalbine yer etti. Acele Mekke’ye geldi ve;
– Olan biten bir şey var mı? diye sordu.
– Evet var. Abdullah’ın oğlu Muhammed-ül-emin, peygamberliğini ilân etti. Ebû Bekir de ona uydu, dediler.
Bunun üzerine doğruca Hz. Ebû Bekir’in yanına gitti. Ona: Hz. Talhâ Bin Ubeydullah r.a. yazısına devam et

Hz. Sad Bin Ebu Vakas r.a.

Sa’d b. Ebî Vakkas Malık b. Vuheyb b. Abdı Menaf b. Zühre. Babası Malık b. Vuheyb’dır. Malık’ın künyesı Ebî Vakkas olup, Sa’d bu künyeye nısbetle Ibn Ebî Vakkas olarak çagrılırdı. Rasûlüllah (s.a.s)’ın annesı Zuhreogullarından oldugu ıçın, anne tarafından da nesebı Rasûlüllah (s.a.s) ıle bırlesmektedır. Sa’d’ın annesı Hamene bıntı Süfyan b. Ümeyye’dır. Sa’d (r.a), Ilk ıman edenlerden bırıdır. Kendısınden yapılan rıvayetlere göre o Islâmı üçüncü kabul eden kımsedır. Ancak, Hz. Hatıce, Hz. Ebu Bekr, Hz. Alı ve Zeyd b. Harıse’den sonra müslüman olmussa besıncı müslüman olmus oluyor. Sa’d (r.a), müslüman oldugu gün henüz namazın farz kılınmamıs oldugunu ve o zaman on yedı yasında bulundugunu söylemektedır (Ibn Sa’d, Tabakâtül-Kübrâ, Beyrut (t.y), III, 139).

Sa’d (r.a) Islâma gırısıne sebep olan olayı söyle anlatır: “Müslüman olmadan önce rüyamda kendımı hıç bır seyı göremedıgım karanlık bır yerde gördüm. Bu arada ay dogdu ve ben onun aydınlıgına tabı oldum. Benden önce bu aya kımlerın uymus olduguna bakıyordum. Onlar, Zeyd b. Harıse, Alı b. Ebî Talıb ve Ebû Bekır’dı. Onlara ne kadar zamandan berı burada olduklarını sordugumda, onlar; “Bır saat kadardır” dedıler. Arastırdıgımda ögrendım kı, Rasûlüllah (s.a.s) gızlıce Islâm’a davette bulunmaktadır. Ona Ecyad tepesı taraflarında rastladım. Ikındı namazını kılıyordu. Orada Islâmı kabul ettım. Benden önce bu kımselerden baskası ımân etmemıstı” (Ibnül-Esır, Üsdül-Gâbe, II, 368).

Sa’d’ın müslüman oldugunu ögrenen annesı, buna çok üzülmüs ve oglunu atalarının dınıne döndürebIlmek ıçın çareler aramaya baslamıstı. Sa’d’a, eger gırdıgı dınden dönmezse, yemeyıp ıçmeyecegıne daır yemın etmıstı. Sa’d, annesıne, bunu yapmamasını, çünkü dınınden dönmeyecegını söyledı. Yemınını uygulamaya koyan annesı, bır zaman sonra açlık ve susuzluktan bayIlmıstı. Ayıldıgında Sa’d ona; “Senın bın tane canın olsa ve bunları bır bır versen, ben yıne de dınımden dönmeyecegım” demıstı. Onun kararlılıgını gören annesı yemınınden vazgeçmıstı (Üsdül-Gabe, aynı yer). Sa’d (r.a) annesıne çok düskündü ve ona bır zarar gelmesını asla kabul edemezdı. Ancak ımanla alakalı bır konuda Rabbıne ısyan edıp baskalarının heva ve heveslerıne de tabı olamazdı. Sa’d (r.a) ve benzerlerının karsılasacagı bu gıbı durumları çözümlemek ve ıman edenlerı rahatlatmak ıçın Allah Teâlâ su âyet-ı kerımeyı göndermıstı: “Bununla beraber eger, hakkında bılgı sahıbı olmadıgın bır seyı bana ortak kosmak ıçın senınle ugrasırlarsa, o zaman onlara ıtaat etme. Dünya Islerı nde onlara ıyı davran…” (Lokman, 31 / 15). Hz. Sad Bin Ebu Vakas r.a. yazısına devam et

Hz. Abdurrahman Bin Avf r.a.

(590 ? – 32/652)Rasûlullah’ın hayatta iken Cennetle müjdelediği on sahâbîden ve ilk müslümanlardan biri. Kureyş kabîlesinin Zühreoğullarından Hâris’in oğlu olup Câhiliyye devrinde asıl adı Abdulkâ’be veya başka bir görüşe göre Abdu Amr idi.

Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Erkam’ın evindeki faaliyetlerine başladığı günlerde İslâm’a giren Abdurrahman’a bu ismi Rasûlullah vermiştir. Ebû Muhammed künyesi ile tanınan Abdurrahman’ın annesi Şifâ binti Avf b. Adi’l-Hâris b. Zühre b. Kilâb idi.

Rivâyete göre Abdurrahman Fil Olayı’ndan yaklaşık yirmi yıl sonra dünyaya gelmişti.Abdurrahman b. Avf (r.a.) ilk müslümanlardan olmasından dolayı Kureyş’in zâlim tutumuna dayanamayan ashâb ile birlikte Habeşistan’a yapılan iki hicrete de katılmıştı. Nihayet Rasûlullah, ashâbı Medine’ye hicret etmeye teşvik edince, o da diğer ashâb ile birlikte hicret etmişti.

Hz. Peygamber (s.a.s.) Medine’de Ensâr ile Muhâcirler arasında kardeşlikler ilân edince Abdurrahman b. Avf ile Ensâr’dan Sa’d b. Rabî’i kardeş ilân etmişti Ensâr’ın ileri gelenlerinden Sa’d b. Rabî’ ‘Din kardeşi’ Abdurrahman’a şunları söylemişti:”Benim bir hayli malım vardır. Bunun yarısını sana veriyorum. Ayrıca iki eşim vardır. Bunlardan birini boşayacağım, iddeti bitince onu nikâhlarsın.” Bu büyük âlicenaplık karşısında Abdurrahman b. Avf kardeşine şunları söylüyordu:”Cenâb-ı Allah malını ve aileni sana mübarek eylesin. Senin bu davranışına karşı Allah ecrini versin. Sen yalnız bana çarşının yolunu göster, benim için yeterlidir.” Hz. Abdurrahman Bin Avf r.a. yazısına devam et

Hz. Zübeyir Bin Avvam r.a.

Zübeyr b. el-Avvam b. Huveylid b. Esed b. Abdi´l-Uzza b. Kusayy b. Kilâb b. Mürre b. Ka´b. b. Lüeyy el-Kuraşî el-Esedî. Büyük oğlu Abdullah´tan dolayı “Ebû Abdillah” diye çağrılırdı. Peygamber (s.a.s)´in dostu ve havarisi (yardımcısı), aynı zamanda halası Safiyye binti Abdulmuttalib´in oğludur.Cennetle müjdelenen on kişiden biridir. Hz. Ömer´in vefatından sonra, halife seçimini gerçekleştirmeleri için tayin ettiği altı kişilik “Ashabü´ş şûra” (danışma kurulu) üyelerindendir. Annesi kendisini “Ebu´t-Tâhir” diye çağırırdı. Fakat Zübeyr (r.a) kendisini oğlu Abdullah ile künyelendirmiş ve bu künye ile tanınmıştır (el-Askalânî, el-İsâbe fı Temyizi´s Sahâbe, Beyrut, t.y., III, 5; İbn Hişâm, Sîre, Mısır 1955, I, 250; Buharî, Fedâilü Ashâbi´n-Nebî, 13; İbn Abdi´l-Berr, el-İstiâb fî Ma´rifeti´l-Ashâb, Kahire, t.y., II, 510; İbn Sait Tabakâtü´l-Kübra, Beyrut,1957, III, 100).

Zübeyr, Hz. Ebu Bekir´in İslâm´a girmesinden kısa bir müddet sonra müslüman olmuştur. İlk müslümanların dördüncüsü veya beşincisidir. Ancak ne doğum tarihi, ne de kaç yaşındayken müslüman olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Muhtelif kaynaklar, müslüman olduğu sırada onun 8-16 yaşları arasında bulunduğu söylerse de bu tahminlerin doğruluğu şüphelidir. Zira babası Avvam b. Huveyfid´in Ficar savaşlarından birinde (kuvvetli bir ihtimalle dördüncü ve son savaşta) öldürüldüğü, onu öldürenin de Mürre b. Muatab es-Sakafi olduğu kabul edilmektedir. Bazı kaynaklarda Zübeyr (r.a)´ın Hz. Afi, Talha ve Sa´d b. Ebi Vakkas ile aynı yılda doğduğu ifade edilmektedir (el-Endelüsî, el-Ikdü´l-Ferîd, Beyrut, t.y., VI, 92; İbn Kuteybe, el-Maârif, Lübnan,1970, 96; el-Askalânî, a.g.e., III, 5; İbnü´l-Esir, Üsdü´l-Ğâbe fî Ma´ifeti´s-Sahabe, Kahire, 1970, II, 250; Ziriklî, el-A´lâm, Beyrut, 1969, III, 74; İbn Abdi´l-Berr, a.g.e., II, 510-511; İbnü´l-Cevzi, Safvetü´s Safve, Haleb,1969, I, 342; Butrus el-Bustânî, Dâiretü´l-Maarif, IX, 177).
Hz. Zübeyir Bin Avvam r.a. yazısına devam et

Hz. Hâlid Bin Sa’id r.a.

Resûlullah efendimiz, İslâmiyeti gizli olarak açıklamaya yeni bağlamıştı. Daha birkaç kişi Müslüman olmuştu. Bu sırada Hâlid bin Sa’îd bir rü’yâ gördü. Rü’yâsında, Cehennemin kenarında dururken, babası gelip, kendisini oraya itip düşürmek istedi. Tam o sırada, Peygamberimiz belinden yakalayıp, Cehennemin içine düşmekten koruduğunu gördü.

Feryât ederek uyandı. Kendi kendine dedi ki:
– Vallahi bu rü’yâ gerçektir.
Dışarı çıkınca Hz. Ebû Bekir ile karşılaştı. O’na rü’yâsını anlattı. Hz. Ebû Bekir ona dedi ki:

– Hakkında hayırlı olsun! Bu kimse, Allahü teâlânın peygamberidir. Hemen git, O’na tâbi ol! Sen, O’na tâbi olacak, İslâm dînine girecek ve O’nunla birlikte bulunacaksın. O da seni, rü’yâda gördüğün üzere Cehenneme girmekten koruyacaktır. Baban ise Cehennemde kalacaktır!

Hâlid bin Sa’îd, rü’yâsının etkisinden kurtulamamıştı. Vakit kaybetmeden hemen, Ecyâd denilen yerde bulunan Peygamber efendimizin yanına gitti. Onun huzuruna varıp dedi ki:
– Yâ Muhammed! Sen, insanları neye da’vet ediyorsun? Hz. Hâlid Bin Sa’id r.a. yazısına devam et

Hz. Bilal-i Habeşi r.a.

Hz. Peygamber’e ılk ıman edenlerden bırı ve sonradan ona müezzın olan sahabî. Islâm tarıhınde unutulmaz yerı olan Bılâl-î Habesî, aslen Habeslıdır. Anasının adı Hamâme, babasının adı Rebah, künyesı Abdullah’tır.

Bılâl, Islâm’ın ılk teblıg yıllarında Ümeyye b. Halef’ın kölesıydı. Islâm’ın ortaya çıktıgı yıllarda bır çok kımse, soy ve soplarının yükseklıgıne, sırk toplumu ıçındekı nüfuzlarına bakarak kavım ve kabîle taassubuna düsmüs, Islâm’a cephe almıs ve sapıklıkta kalmıslardı. Bılâl b. Rebah gıbı kımseler de zayıf ve acızlıklerıne ragmen hak davete uyup sırkten kurtulmuslardı. Iste Bılâl b. Rebah (r.a.) Islâm davetıne ılk ıcabet edenlerden bırıydı.

Ümeyye b. Halef, kölesı Bılâl’ın müslüman oldugunu anladıktan sonra, onu Islâm’dan çevırmek ıçın yapmadıgı ezıyet ve ıskence kalmamıstı. Ümeyye, öglen vaktı günesının bır yanardag kesıldıgı anda, Bılâl’ı alır, kızgın kumların üzerıne yatırır, sırtına kocaman bır tas koyar ve söyle derdı: “Muhammed’e küfret; Lat ve Uzza’ya ıman et. Yoksa onlara ıman edınceye kadar böylece kalacaksın.”
Hz. Bilal-i Habeşi r.a. yazısına devam et