Etiket arşivi: Hz. Hüseyin r.a.

Hz. Hasan R.A.

HZ. HASAN R.A. 28 SAFER DE ŞEHİT DÜŞMÜŞTÜR. Bu yıl 31 Aralığa denk gelmektedir.

Hz. Ali ile Hz. Fatima’in ilk çocugu olan Hz. Hasan, Medine’de 625 tarihinde dogdu. Taberistan’in ve Kuzey Afrika’nin fethinde bulundu. Hz. Osman’in asiler tarafindan kusatildigi dönemde, kardesi Hüseyin ile beraber, onu korumak amaciyla kapisinda nöbet beklemesi disinda, babasinin hilafetine kadar hiçbir siyasî hadisede yer almadi. Hz. Ali döneminde ise Hz. Aise’nin ordusuna karsi savasmak üzere, asker toplamak amaciyla, Kûfe’ye, ünlü sahabi Ammâr b. Yâsir ile beraber gönderildi.[1] Babasinin hilafeti döneminde cereyan eden savaslarin tamamina istirak etti. Hz. Hasan R.A. yazısına devam et

Üç Aylar’ın Başlangıcı Leyle-i Regaib

Evvelâ: Sizin, bu mübarek şuhur-u selâse ve içindeki kıymetdar leyali-i mübarekeleri tebrik ediyoruz. Cenab-ı Hak, herbir geceyi sizin hakkınızda birer Leyle-i Regaib ve Leyle-i Kadir kıymetinde size sevab versin, âmîn. ( Kastamonu Lahikası, 84 )

Regaib Nedir?

Regâib, arapça bir kelimedir ve “reğa-be” kökünden gelmektedir. “Reğa-be”, kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir. “Reğîb” kelimesi ise, “reğabe”‘den türemiş olan bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, taleb edilen şey demektir. Müennesi, “reğîbe”dir. “Reğîbe”nin çoğulu da “reğâib” dir. Kelime olarak “Regâib”in aslı budur.

Recebin ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu geceye Regaib gecesi ismini melekler vermişlerdir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bu gece yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir. Regaib gecesini ibadetle geçirmeli, kazası olan, hiç değilse bir günlük kaza namazı kılmalı! Kazası olmayan da nafile namaz kılar, Kuran-ı kerim okur, tesbih çeker, tövbe istiğfar eder. Perşembe günü oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevaptır. Receb ayında oruç tutmak faziletlidir. Üç Aylar’ın Başlangıcı Leyle-i Regaib yazısına devam et

Hz. Ali r.a.

Resulullahın amcasının oğlu, damadı, dördüncü halife. Babası Ebû Talib, annesi Kureyşten Fâtıma binti Esed, dedesi Abdulmuttalibtir. Künyesi Ebu Hasan ve Ebû Tûrab (toprağın babası), lâkabı Haydar; ünvanı Emîrul-Müminindir. Ayrıca Allahın Arslanı ünvanıyla da anılır.

Hz. Ali küçük yaşından beri Resulullahın yanında büyüdü. On yaşında İslâmı kabul ettiği bilinmektedir. Hz. Haticeden sonra müslümanlığı ilk kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Haticeyi bir gün ibadet ederken gören Hz. Aliye Peygamberimiz şirkin kötülüğünü, tevhidin manasını anlattığında Hz. Ali hemen müslüman olmuştu. Mekke döneminde her zaman Resulullahın yanındaydı. Kâbedeki putları kırmasını şöyle anlatır: “Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbeye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman kalkamıyacağımı anladı, omuzumdan indi, beni omuzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem ufukları tutacak sanıyordum. Kâbenin üzerinde bir put vardı, onu sağdan soldan ittim. Put düştü, parça parça oldu. Resulullahın omuzlarından indim. İkimiz geri döndük.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384).

Resul-u Ekrem, en yakın akrabasını uyarmak ve hakkı tebliğ etmek hususunda Allahu Teâlâdan emir alınca onları Safa tepesinde toplayıp ilâhî emirleri tebliğ edince, Kureyş müşrikleri onunla alay etmişti. İkinci toplantıyı yapmasını Hz. Ali (r.a.)ye bıraktı, Ali de bir ziyafet hazırlayarak Hasimoğullarını davet etti. Resulullah yemekten sonra: “Ey Abdülmuttaliboğulları, ben özellikle size ve bütün insanlara gönderilmiş bulunuyorum.

İçinizden hanginiz benim kardeşim ve dostum olarak bana beyat edecek” dedi. Yalnız Ali (r.a.) kalktı ve orada Resulullaha onun istediği sözlerle beyat etti. Bunun üzerine Resul-u Ekrem, “Kardeşimsin ve vezirimsin ” diyerek Hz. Aliyi taltif etti. Hz. Ali r.a. yazısına devam et

Hazreti Peygamberin Hayatı

1 – İnsanlık tarihinde, hayatlarını kendi milletlerinin ictimaî – dinî tekâmülüne vakfetmiş fertler hiç bir vakit eksik olmamıştır. Onları her devirde ve her memleketde görürüz. Hindistan’da büyük Gautama, Budha ve dünyaya Vedaları bırakanlar yaşadılar; Çinin Konfüçyüs’ü var; Zend-Avesta İran’da meydana getirildi. Bâbil dünyaya en büyük yol göstericilerden (Islahatçı) birini – dedeleri Nuh ve İdris aleyhisselâm hakkında pek az şeyler bildiğimiz – İbrahim Peygamber (sav) i verdi. Yahudiler diğerleri meyanında Musa, İsmail, Davud, Süleyman ve İsa aleyhi müssalât-ü vesselam gibi bir peygamberler serisi ile haklı olarak iftihar edebilirler.

2 – Umumiyetle bu pek muhterem insanların her biri ilâhî bir vazifeyi hâmil olduklarını beyan ettiler. Arkalarında, kavimlerine rehber olacak hayat kanunlarını ihtiva eden mukaddes kitaplar bıraktılar. Fakat insanlar arasında kardeş kavgaları başladı, katliâmlar, yahut türlü şekildeki insan öldürmeler tabiî bir hal aldı ve bu hal İlâhî haberlerin ya tamamen veya kısmen kaybolmasına sebep oldu. İbrahim’in (sav) Suhufunun yalnız ismini biliyoruz. Musa (sav) nın kilere gelince, tarih kayıtları bize onun nasıl tekrar tekrar tahrip edildiğini ve nasıl kısmen yerine konabildiğim anlatır.

ALLAH MEFHUMU
3 – ‘Eğer bir kimse ilk insanların izlerinden kalanlara bakarak bir netice çıkarmak istese, insanın daima her şeyin Halikı ve Rabbi olan bir Zati Barinin varlığını idrak etmiş olduğunu anlar. Metodlar ve yaklaşma şekilleri fark edebilir, fakat bütün devirlerde insanlık Allah’a inkıyada olan niyetinin delillerini göstermiştir. Her yerde Hazır ve Nazır ve bununla beraber görülmeyen Allah ile irtibat küçük sayıda bir kısım insanlar tarafından, bir çok asîl, ve yüksek ruhlar için mümkün olarak kabul edildi. İrtibat, Ûlûhiyyetin ister hululü (Hulul ;Girme, Allah’ın (haşa) insan vücuduna girmesi. Bu İslâm itikadına uymaz .) şeklinde olsun, yahut sadece İlâhî Haberin (ilham veya vahiy suretiyle) bizatihi ahzi ile îzah edilmiş olsun, her iki halin gayesi halka yol göstermekti. Hazreti Peygamberin Hayatı yazısına devam et

Dursun Ali Erzincanlı – Kerbela

Her dinlemem de tüylerimi diken diken eden, içimi yakan bir ilahi. Ali Hocamın ağzına sağlık. Çok içten okuyor.

Hicretin dördüncü yılı.
Birer yıl arayla Medine’de iki doğum,
İki bayram, iki ay parçası…
Yeryüzünün en hayırlı dedesinin gözbebekleri doğuyor.
Rasûl-üs Sakaleyn’in kokladığı reyhanları
Fatıma’t-üz Zehrâ’nın körpecik fidanları
Ali’yi Mürteza’nın eşsiz kahramanları doğuyor.
Cennet gençliğinin iki seyyidi.
Ehl-i Beyt’in ilk nazlı çiçekleri…
Dursun Ali Erzincanlı – Kerbela yazısına devam et

El – Cevşenü’l – Kebîr

Cevşen, Farsça kökenli bir kelime olup, “bir tür zırh, savaş elbisesi” manasına gelmektedir. Terim manası Şii kaynaklarında Ehl-i Beyt tarikiyle Hz. Peygambere isnat edilip, Cevşen-i Kebir ve Cevşen-i Sagir olarak bilinen, metinleri birbirinden farklı iki duâyı ifade eder. Ancak Cevşen-i Kebir daha meşhurdur ve “Cevşen” denilince ilk akla gelen Cevşen-i Kebir’dir. Cevşen-i Kebir Musa el-Kazım-Cafer es-Sadık-Muhammed el-Bakır-Zeynelabidin-Hz. Hüseyin ve Hz. Ali tarikiyle Hz. Peygamber’e isnat edilir.

Cevşenü’l-Kebir ismindeki duâ Peygamber Efendimize, Uhud Harbi esnasında Cebrail (a.s) tarafından getirilmiştir. Cebrail Hz. Muhammed’e (s.a.v.): “Üzerindeki zırhı çıkar ve bu duâyı oku. Bu duâyı üzerinde taşır ve okursan zırhtan daha büyük tesiri vardır.” demiştir. Peygamber Efendimiz duânın tesirinin sadece kendine mi mahsus, yoksa ümmete de şamil mi olduğunu sorunca, Cebrail (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Ya Resulullah, bu duâ Cenab-ı Allah’ın sana ve ümmetine bir hediyesidir. Bunun sevabını Allah’tan başka kimse takdir edemez.” (Ahmed Ziyaeddin Efendi, Mecmuatü’l Ahzab, İstanbul 1298 R, s. 231-261.)
El – Cevşenü’l – Kebîr yazısına devam et