Etiket arşivi: Hz. Ömer R.A

Mevlid Kandili

Adı güzel Kendi Güzel alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz Muhammed S.A.V. doğum günü. Bütün alemler’e gelmiş olan ve tek kurtuluşumuz olan bu Mübarek insanın doğum gününü canı yürekten kutlamak biz inananlara düşen görevimizdir. Peygamber efendimiz Hicri takviminin 571.yılının Rebiü’l-evvel ayının 12.gecesi bir Pazartesi gecesi Dünyayı şereflendirmiştir (Milâdî takvime göre ise bu, Nisan ayının 20.gününe denk gelmektedir). Bu mübarek geceyede Mevlid Kandili denilmektedir.

Bu gecenin önemini izah etmek gerekirse. Biz inanlar kuşkusuz ki Kitabımız Kuran-î Kerime canı yürekten inanmış. Allah’a, bizi yaklaştıracak güzelliklere varmak için elimizden gelenleri yapmaktayız. Bu Yüce dine inandığımıza göre bu dinin oluş sebebine çok büyük saygı duymaktayız. Kadir gecesi bildiğiniz gibi 1000 aydan daha hayırlı bir gündür. Böyle bir günün olması için yani Kuran-î Kerimin inmesi için, öncelikle Peygamber Efendimizin doğması lazım. Ve bugun onun, o mübarek insanın doğduğu gündür. Devamı

Hz. Hasan R.A.

HZ. HASAN R.A. 28 SAFER DE ŞEHİT DÜŞMÜŞTÜR. Bu yıl 31 Aralığa denk gelmektedir.

Hz. Ali ile Hz. Fatima’in ilk çocugu olan Hz. Hasan, Medine’de 625 tarihinde dogdu. Taberistan’in ve Kuzey Afrika’nin fethinde bulundu. Hz. Osman’in asiler tarafindan kusatildigi dönemde, kardesi Hüseyin ile beraber, onu korumak amaciyla kapisinda nöbet beklemesi disinda, babasinin hilafetine kadar hiçbir siyasî hadisede yer almadi. Hz. Ali döneminde ise Hz. Aise’nin ordusuna karsi savasmak üzere, asker toplamak amaciyla, Kûfe’ye, ünlü sahabi Ammâr b. Yâsir ile beraber gönderildi.[1] Babasinin hilafeti döneminde cereyan eden savaslarin tamamina istirak etti. Hz. Hasan R.A. yazısına devam et

Mevlid Kandili

Adı güzel Kendi Güzel alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz Muhammed S.A.V. doğum günü. Bütün alemler’e gelmiş olan ve tek kurtuluşumuz olan bu Mübarek insanın doğum gününü canı yürekten kutlamak biz inananlara düşen görevimizdir. Peygamber efendimiz Hicri takviminin 571.yılının Rebiü’l-evvel ayının 12.gecesi bir Pazartesi gecesi Dünyayı şereflendirmiştir (Milâdî takvime göre ise bu, Nisan ayının 20.gününe denk gelmektedir). Bu mübarek geceyede Mevlid Kandili denilmektedir.

Bu gecenin önemini izah etmek gerekirse. Biz inanlar kuşkusuz ki Kitabımız Kuran-î Kerime canı yürekten inanmış. Allah’a, bizi yaklaştıracak güzelliklere varmak için elimizden gelenleri yapmaktayız. Bu Yüce dine inandığımıza göre bu dinin oluş sebebine çok büyük saygı duymaktayız. Kadir gecesi bildiğiniz gibi 1000 aydan daha hayırlı bir gündür. Böyle bir günün olması için yani Kuran-î Kerimin inmesi için, öncelikle Peygamber Efendimizin doğması lazım. Ve bugun onun, o mübarek insanın doğduğu gündür. Devamı

Dursun Ali Erzincanli – Gelseydin

Sevgili!
Ümmü Mektum gibi
Seni görmeden sana sesleniyoruz
Alıp verdiğin nefesi duyar gibi
Sanki açınca gözlerimizi
Seni görecekmişiz gibi
Sana sesleniyoruz.
Senin huzurunda ses yükselmez.
Edeple konuşulur; edeple susulur.
Hele biz ki bu kapının dilencileri,
El açıp beklemekten başka
Bize bir şey düşmezdi ama
Şu araya giren yıllar olmasa
Medine’ne uzak yollar olmasa
İsmin anılınca yürek yanmasa
Kapında beklemekten başka
Bize bir şey düşmezdi.
Bekliyoruz Sultânım!
Rüyada olsa bile Dursun Ali Erzincanli – Gelseydin yazısına devam et

Peygambere Mektup (Fevkalade yazmış mektubu)

Esselatü Vesselamü Aleyke ya Resûlullah!
Esselatü Vesselam Aleyke ya Habiballah!

Sevgili Peygamberim!

Sana bu mektubu bir Nisan ayının son gününde, ömrümün yarı yılı geçmiş, belki de tükenmiş bir bahar akşamında yazıyorum. Yine sana özlem doluyum, yine hasret doluyum, sana duygularımı nasıl anlatayım bilemiyorum.

Belki de şöyle başlamalıyım.
Ey güzeller güzeli, Rabbimin sevgilisi! Bu Nisan ayının güzelliği kadar güzel şu parlayan ayın ışığından daha parlak, şu mis gibi kokan hanımellerinden de güzel kokulu. Şu kırmızı güllerin güzelliğinden de güzel ve zarafetinden de zarif, ey tüm insanların sevgilisi! Ey Ebubekir‘in dostu, Ömer‘in yoldaşı, Ali‘nin kılıcı, Osman‘ın hayası, selam olsun sana!

Sevgili Peygamberim, gönül yoldaşım, sırdaşım, arkadaşım, sevgilerin en güzeli ile sevdim seni. Seni sevmek ne kadar güzelmiş, yaşımın olgun bir zamanında ancak anlayabildim. Seni tanıdıkça sevdim, sevdim, sevdim. Peygambere Mektup (Fevkalade yazmış mektubu) yazısına devam et

Hz. Ömer Bin Hattab

Ikinci Rasid Halife. Islâmi yeryüzüne yerlestirip, hakim kilmak için Resulullah (s.a.s)’in verdigi tevhidî mücadelede ona en yakin olan sahabilerden biri. Hz. Ömer (r.a), Fil Olayindan on üç sene sonra Mekke’de dogmustur. Kendisinden nakledilen bir rivayete göre o, Büyük Ficar savasindan dört yil sonra dünyaya gelmistir (Ibnül-Esîr, Üsdül-gâbe, Kahire 1970, IV,146). Babasi, Hattab b. Nüfeyl olup, nesebi Ka’b’da Resulullah (s.a.s) ile birlesmektedir. Kureys’in Adiy boyuna mensup olup, annesi, Ebu Cehil’in kardesi veya amcasinin kizi olan Hanteme’dir (bk. a.g.e., 145).

Kaynaklar Hz. Ömer (r.a)’in müslüman olmadan önceki hayati hakkinda fazlaca bir sey söylemezler. Ancak küçüklügünde, babasina ait sürülere çobanlik ettigi, sonra da ticarete basladigi bilinmektedir. O, Suriye taraflarina giden ticaret kervanlarina istirak etmekteydi (H. ibrahim Hasan, Tarihul-Islâm, Misir 1979, I, 210). Cahiliyye döneminde Mekke esrafi arasinda yer almakta olup, Mekke sehir devletinin sifare (elçilik) görevi onun elindeydi. Bir savas çikmasi durumunda karsi tarafa elçi olarak Ömer gönderilir ve dönüsünde onun verdigi bilgi ve görüslere göre hareket edilirdi. Ayrica kabileler arasinda çikan anlasmazliklarin çözümünde etkin rol alir ve verdigi kararlar baglayicilik vasfi tasirdi (Suyûtî, Tarihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 123; Üsdül-gâbe, IV, 146). Hz. Ömer Bin Hattab yazısına devam et

Hz. Sad Bin Ebu Vakas r.a.

Sa’d b. Ebî Vakkas Malık b. Vuheyb b. Abdı Menaf b. Zühre. Babası Malık b. Vuheyb’dır. Malık’ın künyesı Ebî Vakkas olup, Sa’d bu künyeye nısbetle Ibn Ebî Vakkas olarak çagrılırdı. Rasûlüllah (s.a.s)’ın annesı Zuhreogullarından oldugu ıçın, anne tarafından da nesebı Rasûlüllah (s.a.s) ıle bırlesmektedır. Sa’d’ın annesı Hamene bıntı Süfyan b. Ümeyye’dır. Sa’d (r.a), Ilk ıman edenlerden bırıdır. Kendısınden yapılan rıvayetlere göre o Islâmı üçüncü kabul eden kımsedır. Ancak, Hz. Hatıce, Hz. Ebu Bekr, Hz. Alı ve Zeyd b. Harıse’den sonra müslüman olmussa besıncı müslüman olmus oluyor. Sa’d (r.a), müslüman oldugu gün henüz namazın farz kılınmamıs oldugunu ve o zaman on yedı yasında bulundugunu söylemektedır (Ibn Sa’d, Tabakâtül-Kübrâ, Beyrut (t.y), III, 139).

Sa’d (r.a) Islâma gırısıne sebep olan olayı söyle anlatır: “Müslüman olmadan önce rüyamda kendımı hıç bır seyı göremedıgım karanlık bır yerde gördüm. Bu arada ay dogdu ve ben onun aydınlıgına tabı oldum. Benden önce bu aya kımlerın uymus olduguna bakıyordum. Onlar, Zeyd b. Harıse, Alı b. Ebî Talıb ve Ebû Bekır’dı. Onlara ne kadar zamandan berı burada olduklarını sordugumda, onlar; “Bır saat kadardır” dedıler. Arastırdıgımda ögrendım kı, Rasûlüllah (s.a.s) gızlıce Islâm’a davette bulunmaktadır. Ona Ecyad tepesı taraflarında rastladım. Ikındı namazını kılıyordu. Orada Islâmı kabul ettım. Benden önce bu kımselerden baskası ımân etmemıstı” (Ibnül-Esır, Üsdül-Gâbe, II, 368).

Sa’d’ın müslüman oldugunu ögrenen annesı, buna çok üzülmüs ve oglunu atalarının dınıne döndürebIlmek ıçın çareler aramaya baslamıstı. Sa’d’a, eger gırdıgı dınden dönmezse, yemeyıp ıçmeyecegıne daır yemın etmıstı. Sa’d, annesıne, bunu yapmamasını, çünkü dınınden dönmeyecegını söyledı. Yemınını uygulamaya koyan annesı, bır zaman sonra açlık ve susuzluktan bayIlmıstı. Ayıldıgında Sa’d ona; “Senın bın tane canın olsa ve bunları bır bır versen, ben yıne de dınımden dönmeyecegım” demıstı. Onun kararlılıgını gören annesı yemınınden vazgeçmıstı (Üsdül-Gabe, aynı yer). Sa’d (r.a) annesıne çok düskündü ve ona bır zarar gelmesını asla kabul edemezdı. Ancak ımanla alakalı bır konuda Rabbıne ısyan edıp baskalarının heva ve heveslerıne de tabı olamazdı. Sa’d (r.a) ve benzerlerının karsılasacagı bu gıbı durumları çözümlemek ve ıman edenlerı rahatlatmak ıçın Allah Teâlâ su âyet-ı kerımeyı göndermıstı: “Bununla beraber eger, hakkında bılgı sahıbı olmadıgın bır seyı bana ortak kosmak ıçın senınle ugrasırlarsa, o zaman onlara ıtaat etme. Dünya Islerı nde onlara ıyı davran…” (Lokman, 31 / 15). Hz. Sad Bin Ebu Vakas r.a. yazısına devam et

Hz. Abdurrahman Bin Avf r.a.

(590 ? – 32/652)Rasûlullah’ın hayatta iken Cennetle müjdelediği on sahâbîden ve ilk müslümanlardan biri. Kureyş kabîlesinin Zühreoğullarından Hâris’in oğlu olup Câhiliyye devrinde asıl adı Abdulkâ’be veya başka bir görüşe göre Abdu Amr idi.

Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Erkam’ın evindeki faaliyetlerine başladığı günlerde İslâm’a giren Abdurrahman’a bu ismi Rasûlullah vermiştir. Ebû Muhammed künyesi ile tanınan Abdurrahman’ın annesi Şifâ binti Avf b. Adi’l-Hâris b. Zühre b. Kilâb idi.

Rivâyete göre Abdurrahman Fil Olayı’ndan yaklaşık yirmi yıl sonra dünyaya gelmişti.Abdurrahman b. Avf (r.a.) ilk müslümanlardan olmasından dolayı Kureyş’in zâlim tutumuna dayanamayan ashâb ile birlikte Habeşistan’a yapılan iki hicrete de katılmıştı. Nihayet Rasûlullah, ashâbı Medine’ye hicret etmeye teşvik edince, o da diğer ashâb ile birlikte hicret etmişti.

Hz. Peygamber (s.a.s.) Medine’de Ensâr ile Muhâcirler arasında kardeşlikler ilân edince Abdurrahman b. Avf ile Ensâr’dan Sa’d b. Rabî’i kardeş ilân etmişti Ensâr’ın ileri gelenlerinden Sa’d b. Rabî’ ‘Din kardeşi’ Abdurrahman’a şunları söylemişti:”Benim bir hayli malım vardır. Bunun yarısını sana veriyorum. Ayrıca iki eşim vardır. Bunlardan birini boşayacağım, iddeti bitince onu nikâhlarsın.” Bu büyük âlicenaplık karşısında Abdurrahman b. Avf kardeşine şunları söylüyordu:”Cenâb-ı Allah malını ve aileni sana mübarek eylesin. Senin bu davranışına karşı Allah ecrini versin. Sen yalnız bana çarşının yolunu göster, benim için yeterlidir.” Hz. Abdurrahman Bin Avf r.a. yazısına devam et

Hz. Zübeyir Bin Avvam r.a.

Zübeyr b. el-Avvam b. Huveylid b. Esed b. Abdi´l-Uzza b. Kusayy b. Kilâb b. Mürre b. Ka´b. b. Lüeyy el-Kuraşî el-Esedî. Büyük oğlu Abdullah´tan dolayı “Ebû Abdillah” diye çağrılırdı. Peygamber (s.a.s)´in dostu ve havarisi (yardımcısı), aynı zamanda halası Safiyye binti Abdulmuttalib´in oğludur.Cennetle müjdelenen on kişiden biridir. Hz. Ömer´in vefatından sonra, halife seçimini gerçekleştirmeleri için tayin ettiği altı kişilik “Ashabü´ş şûra” (danışma kurulu) üyelerindendir. Annesi kendisini “Ebu´t-Tâhir” diye çağırırdı. Fakat Zübeyr (r.a) kendisini oğlu Abdullah ile künyelendirmiş ve bu künye ile tanınmıştır (el-Askalânî, el-İsâbe fı Temyizi´s Sahâbe, Beyrut, t.y., III, 5; İbn Hişâm, Sîre, Mısır 1955, I, 250; Buharî, Fedâilü Ashâbi´n-Nebî, 13; İbn Abdi´l-Berr, el-İstiâb fî Ma´rifeti´l-Ashâb, Kahire, t.y., II, 510; İbn Sait Tabakâtü´l-Kübra, Beyrut,1957, III, 100).

Zübeyr, Hz. Ebu Bekir´in İslâm´a girmesinden kısa bir müddet sonra müslüman olmuştur. İlk müslümanların dördüncüsü veya beşincisidir. Ancak ne doğum tarihi, ne de kaç yaşındayken müslüman olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Muhtelif kaynaklar, müslüman olduğu sırada onun 8-16 yaşları arasında bulunduğu söylerse de bu tahminlerin doğruluğu şüphelidir. Zira babası Avvam b. Huveyfid´in Ficar savaşlarından birinde (kuvvetli bir ihtimalle dördüncü ve son savaşta) öldürüldüğü, onu öldürenin de Mürre b. Muatab es-Sakafi olduğu kabul edilmektedir. Bazı kaynaklarda Zübeyr (r.a)´ın Hz. Afi, Talha ve Sa´d b. Ebi Vakkas ile aynı yılda doğduğu ifade edilmektedir (el-Endelüsî, el-Ikdü´l-Ferîd, Beyrut, t.y., VI, 92; İbn Kuteybe, el-Maârif, Lübnan,1970, 96; el-Askalânî, a.g.e., III, 5; İbnü´l-Esir, Üsdü´l-Ğâbe fî Ma´ifeti´s-Sahabe, Kahire, 1970, II, 250; Ziriklî, el-A´lâm, Beyrut, 1969, III, 74; İbn Abdi´l-Berr, a.g.e., II, 510-511; İbnü´l-Cevzi, Safvetü´s Safve, Haleb,1969, I, 342; Butrus el-Bustânî, Dâiretü´l-Maarif, IX, 177).
Hz. Zübeyir Bin Avvam r.a. yazısına devam et

Hz. Bilal-i Habeşi r.a.

Hz. Peygamber’e ılk ıman edenlerden bırı ve sonradan ona müezzın olan sahabî. Islâm tarıhınde unutulmaz yerı olan Bılâl-î Habesî, aslen Habeslıdır. Anasının adı Hamâme, babasının adı Rebah, künyesı Abdullah’tır.

Bılâl, Islâm’ın ılk teblıg yıllarında Ümeyye b. Halef’ın kölesıydı. Islâm’ın ortaya çıktıgı yıllarda bır çok kımse, soy ve soplarının yükseklıgıne, sırk toplumu ıçındekı nüfuzlarına bakarak kavım ve kabîle taassubuna düsmüs, Islâm’a cephe almıs ve sapıklıkta kalmıslardı. Bılâl b. Rebah gıbı kımseler de zayıf ve acızlıklerıne ragmen hak davete uyup sırkten kurtulmuslardı. Iste Bılâl b. Rebah (r.a.) Islâm davetıne ılk ıcabet edenlerden bırıydı.

Ümeyye b. Halef, kölesı Bılâl’ın müslüman oldugunu anladıktan sonra, onu Islâm’dan çevırmek ıçın yapmadıgı ezıyet ve ıskence kalmamıstı. Ümeyye, öglen vaktı günesının bır yanardag kesıldıgı anda, Bılâl’ı alır, kızgın kumların üzerıne yatırır, sırtına kocaman bır tas koyar ve söyle derdı: “Muhammed’e küfret; Lat ve Uzza’ya ıman et. Yoksa onlara ıman edınceye kadar böylece kalacaksın.”
Hz. Bilal-i Habeşi r.a. yazısına devam et

Hz. Ebû Bekir r.a.

Asıl adı Abdülkâbe olup, İslâm’dan sonra Hz. Muhammed (S.A.V.)’in ona Abdullah adını verdiği kaydedilir. Azaptan azad edilmiş mânâsına “atik”; dürüst, sadık, emin ve iffetli olduğundan dolayı da “sıddık” lâkabıyla anılmıştır. Teymoğulları kabilesinden olan Ebû Bekir’in annesinin adı Ümmü’l-Hayr Selma, babasının ki Ebû Kuhafe Osman’dır. Künyesi Abdullah ibn-i Osman ibn-i Amir ibn-i Amir… ibn-i Murca …et-Temî’dir.

Hz Ebû Bekir, 571’de Mekke’de dünyaya gelmiş, güzel hasletlerle tanınmış ve iffetiyle şöhret bulmuştur. İçki içmek câhiliye döneminde çok yaygın bir âdet olduğu halde o hiç içmemiştir. O dönemde Mekke’nin ileri gelenlerinden olup, Arapların nesep ve ahbâr ilimlerinde meşhur olmuştur. Kumaş ve elbise ticaretiyle meşgul olan Hz. Ebû Bekir, hayatı boyunca Hz. Muhammed’in yanından ayrılmamış, çocukluğundan itibaren aralarında büyük bir dostluk kurulmuştur. Hz. Peygamber birçok hususlarda onun görüşünü tercih ederdi. Umûmî ve husûsî olan önemli işlerde ashâbıyla müşavere eden Hz. Muhammed (S.A.V.) bazı hususlarda özellikle Ebû Bekir’e danışırdı. (İbn Haldun, Mukaddime, 206).

Teymoğulları kabilesi Mekke’de önemli bir yere sahipti. Ticaretle uğraşıyorlar, toplumsal temasları ve geniş kültürlülükleri ile tanınıyorlardı. Babası Mekke eşrafından olan Hz. Ebû Bekir, Mekke’de “eşnak” diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi işlerinin yürütülmesiyle görevliydi. Hz. Ebû Bekir r.a. yazısına devam et

Hz. Ali r.a.

Resulullahın amcasının oğlu, damadı, dördüncü halife. Babası Ebû Talib, annesi Kureyşten Fâtıma binti Esed, dedesi Abdulmuttalibtir. Künyesi Ebu Hasan ve Ebû Tûrab (toprağın babası), lâkabı Haydar; ünvanı Emîrul-Müminindir. Ayrıca Allahın Arslanı ünvanıyla da anılır.

Hz. Ali küçük yaşından beri Resulullahın yanında büyüdü. On yaşında İslâmı kabul ettiği bilinmektedir. Hz. Haticeden sonra müslümanlığı ilk kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Haticeyi bir gün ibadet ederken gören Hz. Aliye Peygamberimiz şirkin kötülüğünü, tevhidin manasını anlattığında Hz. Ali hemen müslüman olmuştu. Mekke döneminde her zaman Resulullahın yanındaydı. Kâbedeki putları kırmasını şöyle anlatır: “Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbeye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman kalkamıyacağımı anladı, omuzumdan indi, beni omuzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem ufukları tutacak sanıyordum. Kâbenin üzerinde bir put vardı, onu sağdan soldan ittim. Put düştü, parça parça oldu. Resulullahın omuzlarından indim. İkimiz geri döndük.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384).

Resul-u Ekrem, en yakın akrabasını uyarmak ve hakkı tebliğ etmek hususunda Allahu Teâlâdan emir alınca onları Safa tepesinde toplayıp ilâhî emirleri tebliğ edince, Kureyş müşrikleri onunla alay etmişti. İkinci toplantıyı yapmasını Hz. Ali (r.a.)ye bıraktı, Ali de bir ziyafet hazırlayarak Hasimoğullarını davet etti. Resulullah yemekten sonra: “Ey Abdülmuttaliboğulları, ben özellikle size ve bütün insanlara gönderilmiş bulunuyorum.

İçinizden hanginiz benim kardeşim ve dostum olarak bana beyat edecek” dedi. Yalnız Ali (r.a.) kalktı ve orada Resulullaha onun istediği sözlerle beyat etti. Bunun üzerine Resul-u Ekrem, “Kardeşimsin ve vezirimsin ” diyerek Hz. Aliyi taltif etti. Hz. Ali r.a. yazısına devam et

Hz. Rukayye r.a.

HZ. RUKAYYE BİNTİ RESULULLAH (R.A)
“İnsanın gördüğü en güzel karı koca işte Rukayye ile Osman’dır.” Arap Atasözü

BABASI:
Gönüller Sultanı, Fahr-i Kâinat Efendimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem.
ANNESİ:
Fedakârlıkta öncü, eşine karşı davranışıyla bütün kadınlara en güzel örnek olan Hz. Hatice radıyallahu anha Validemiz.

NESEBİ:
Rukayye binti Muhammed bin Abdullah, bin Abdülmuttalib, bin Hâşim, bin Abdimenaf, bin Kusayy, bin Kilâb, bin Murre, bin Kâ’b, bin Lüeyy, bin Gâlib, bin Fehr, bin Malik, bin Nadr, bin Kinâne, bin Huzeyme, bin Müdrike, bin İlyâs, bin Mudar, bin Nizâr, bin Ma’d, bin Adnan, bin Aded, bin El-Mukavvim, bin Sârih, bin Yeşcüb, bin Ya’rub, bin Sâbit, bin İsmail, bin İbrahim.

ŞEMAİLİ VE AHLAKI:

Hz. Rukayye, gayet güzel ve hüsn-ü cemal sahibi bir hanımefendi idi.
Kemal ve edepte çok üstündü. Güzelliği ve edebi o derece üstün idi ki, eşi Hz. Osman ile Habeşistan’a hicret ettiğinde oradaki çevre bu güzel annemizi çok rahatsız etmiştir. Bu yüzden çok sıkıntılar yaşamıştır.
Hz. Rukayye r.a. yazısına devam et

Dursun Ali Erzincanlı – İlk Yıldızlar

Asrı saadette doğan on binlerce yıldız var ama onlar rasululahın semasında parlayan ilk yıldızlar

En önde O… Fahri kainatın muhterem zevcesi.. İslamdan önceki vasfı Tahire yani temiz;İslamdan sonraki vasfı Kübra yani büyük…. Namaza durduğunda Resulullahın ardında tek başına.Kureyşin zengin ve soylu kadını. Müminlerin annesi ehlibeytin ninesi Cennet hanımlarının en faziletlisi.sebepler aleminde Resulullahın yegane dayanağı kalbi peygamber aşkıyla dolu ruhu incelerdende ince Temiz ve büyük
Hz. HATİCE…

Anneleriyle birlikte islama girdiler peygamberin gül çiçekleri….
Rukayye, Zeynep, Ümmü Gülsüm

Fatıma, başlı başına şiir..
Fatıma,peygamberden bir parça,
Fatıma babasının annesi…

Peygamberlik pazartesi verildi salı günü O islama girdi…
Rasulu ekremın amca oglu,
İlim şehrinin kapısı
Hasaneyn’in babası
Fatımetu- zehranın eşi,
Savaş meydanlarının güneşi,
Haydarı kerrar ve esedullah
Velayet ikliminin dili emir-ül Mü’minin
Hz. ALİ
Dursun Ali Erzincanlı – İlk Yıldızlar yazısına devam et

Hazreti Peygamberin Hayatı

1 – İnsanlık tarihinde, hayatlarını kendi milletlerinin ictimaî – dinî tekâmülüne vakfetmiş fertler hiç bir vakit eksik olmamıştır. Onları her devirde ve her memleketde görürüz. Hindistan’da büyük Gautama, Budha ve dünyaya Vedaları bırakanlar yaşadılar; Çinin Konfüçyüs’ü var; Zend-Avesta İran’da meydana getirildi. Bâbil dünyaya en büyük yol göstericilerden (Islahatçı) birini – dedeleri Nuh ve İdris aleyhisselâm hakkında pek az şeyler bildiğimiz – İbrahim Peygamber (sav) i verdi. Yahudiler diğerleri meyanında Musa, İsmail, Davud, Süleyman ve İsa aleyhi müssalât-ü vesselam gibi bir peygamberler serisi ile haklı olarak iftihar edebilirler.

2 – Umumiyetle bu pek muhterem insanların her biri ilâhî bir vazifeyi hâmil olduklarını beyan ettiler. Arkalarında, kavimlerine rehber olacak hayat kanunlarını ihtiva eden mukaddes kitaplar bıraktılar. Fakat insanlar arasında kardeş kavgaları başladı, katliâmlar, yahut türlü şekildeki insan öldürmeler tabiî bir hal aldı ve bu hal İlâhî haberlerin ya tamamen veya kısmen kaybolmasına sebep oldu. İbrahim’in (sav) Suhufunun yalnız ismini biliyoruz. Musa (sav) nın kilere gelince, tarih kayıtları bize onun nasıl tekrar tekrar tahrip edildiğini ve nasıl kısmen yerine konabildiğim anlatır.

ALLAH MEFHUMU
3 – ‘Eğer bir kimse ilk insanların izlerinden kalanlara bakarak bir netice çıkarmak istese, insanın daima her şeyin Halikı ve Rabbi olan bir Zati Barinin varlığını idrak etmiş olduğunu anlar. Metodlar ve yaklaşma şekilleri fark edebilir, fakat bütün devirlerde insanlık Allah’a inkıyada olan niyetinin delillerini göstermiştir. Her yerde Hazır ve Nazır ve bununla beraber görülmeyen Allah ile irtibat küçük sayıda bir kısım insanlar tarafından, bir çok asîl, ve yüksek ruhlar için mümkün olarak kabul edildi. İrtibat, Ûlûhiyyetin ister hululü (Hulul ;Girme, Allah’ın (haşa) insan vücuduna girmesi. Bu İslâm itikadına uymaz .) şeklinde olsun, yahut sadece İlâhî Haberin (ilham veya vahiy suretiyle) bizatihi ahzi ile îzah edilmiş olsun, her iki halin gayesi halka yol göstermekti. Hazreti Peygamberin Hayatı yazısına devam et