Etiket arşivi: Mâide Suresi

İmanınızı test edin!

Ey iman edenler! İman edin! İmanınızı test edin!

Kur’an’da, seksen sekiz yerde “Ey iman edenler!” (Ya Eyyühellezine âmeû) ifadesi yer alıyor. Bu, bir medih/övgü hitabıdır. Rivayet edildiğine göre inananlara Tevratta “Ey miskinler!” şeklinde geliyordu hitap. Kur’ân’a gönül verenler ise, ey iman edenler hitabıyla, şereflendi ve bu ifadeyle imanda sabit ve daim olmaya, imanın gereklerini yapmaya tahrik ve teşvik edildiler.[1] Bu ifadeyle başlayan ayetler mü’minlere çok önemli hükümleri bildiriyor. Onların iman sahipleri olduğuna dikkat çekerek, imanın gereğini yerine getirmeye ve imanı korumaya çağırıyor. Bu ifadeyle Yüce Allah, inanan kullarını doğrudan muhatap alıyor ve onların imanlarını harekete geçiriyor. İbn Mesûd, bu ifade ile ilgili olarak şunları söyler:“Yüce Allah’ın ‘Ey iman edenler’ çağrısını duyduğun zaman kulaklarını aç ve can kulağıyla onu dinle. Çünkü bu çağrıdan sonra O, ya hayırlı bir işi sana emrediyordur, ya da seni kötü bir şeyden sakındırıyordur. “[2] İmanınızı test edin! yazısına devam et

İslam’da Davetin Hükmü Ve Hikmetleri

Yüce kitabı Kur’an-ı Kerim de, kullarını selâmet yurduna davet eden Rabbimize hamd, hayatında her türlü davetin örneğini, bizlere gösteren Rasulullah (s.a.v.)’a salât ve selam olsun.

İslam’a davetin önemini anlamak için Allah Rasulü (s.a.v.)’nün hayatına bakmamız kâfi olsa gerek. Efendimiz toplumunda zulüm, ahlaksızlık ve rayında gitmeyen işler olduğunu görüyordu. Ne zaman ki uyarma görevi (ve yöntemi) kendisine verildi, vefatına dek bir daha terk ettiği rahat hayatına dönmedi. Biz onun dilinde ve yaşantısında hayat bulan din ile hidayete erdik. Ve Rasulullah (s.a.v.)arkasında bizlere miras olarak Kur’an, sünnet hazinesini ve kutsal davet vazifesini bıraktı. İslam’a davet; selâmete davettir, kurtuluşa davettir. İmana, hayırlı amellere, adaletli olmaya, günah ve zulme karşı direnişe, güzel ahlak ve merhamete, en nihayetinde ise cennete davettir.
İslam’da Davetin Hükmü Ve Hikmetleri yazısına devam et

24 Eylül 1998, Perşembe Hürriyet Gazetesi

Sonuna Kadar okuyun. Fatih arkadaşım sağolsun bana gönderdi. Bende kesinlikle paylaşacağım dedim. Bu yazı 24 Eylül 1998 tarihinde çıkan Hürriyet gazetesine aittir. Orjinaline ulaşmak isterseniz Buraya Tıklayın.

Allah ‘ın adil olduğuna daima inanalım. Bugün değilse birbaşka gün mutlaka hak ettiğinize ulaşacaksınız. Allah’ın adaleti ile ilgili birkaç ayet paylaştıktan sonra yazıya geçelim.


اِنَّ اللّٰهَ يَاْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰى اَهْلِهَا وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ اِنَّ اللّٰهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِهٖ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ سَمٖيعًا بَصٖيرًا

İnnellahe ye’murukum en tueddul emanati ila ehliha ve iza hakemtum beynen nasi en tahkumu bil adl, innellahe niimma yeizukum bih, innellahe kane semiam basira.

Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. –  Nisa 58
24 Eylül 1998, Perşembe Hürriyet Gazetesi yazısına devam et

Şefâat ve Tevessül

Bir kimsenin diğerinden yardım dilemesi vasıtasız ve vasıtalı olmak üzere ikiye ayrılır. Birincisi (vasıtasız olanı) çaresizlik ve sıkışma halinde olursa «istiğase: imdat isteme», normal durumda olursa «istiâne: yardım isteme» diye ifâde edilir. Kulun gücü yeteceği işte ondan yardım ve imdat dilemek caizdir; bu durumda da asıl yardımın Allah’tan olduğunu, kulun vâsıta bulunduğunu bilmek gerekir. Kulun gücü ve irâdesi içinde olmayan şeyleri ondan istemek caiz değildir; yaratma, hidâyet, şifâ gibi. (A. Mahfuz, ag. esr, s. 196 vd.) Dua ile ilgili olarak buraya bakabilirsiniz

Allah’tan istenecek bir şeye kulu aracı ve vâsıta yapmak «şefaat» ve «tevessül» kelimeleriyle ifade edilir.

1. Şefaat:
Kur’an-ı Kerim’de, Allah’ın izni ve rızâsı olmadan hiç bir kimsenin, O’nun nezdinde şefaat edemiyeceği ifade buyurulmuştur. Bakara suresi, Mâide Suresi, Tâ-hâ Suresi ve Enbiya surelerinde şu şekil de ifade edilmektedir. Şefâat ve Tevessül yazısına devam et

Mağfiret

Allah’ın, kullarının işlediği suç ve günahları örtüp affetmesi, bağışlaması anlamına gelen bir terim Kur’an-ı Kerim’de yirmi sekiz ayrı yerde geçer.

İsimlerinden biri de “Gaffâr” olan Allah Teâlâ, kullarının yaptıkları hata ve günahları bu isminin bir tecellisi olarak affeder. Bu itibarla, Cenâb-ı Hak “Gaffâru’z-Zünûb” (Günahları affeden) olarak bilinir. Mağfiret kelimesinin kökü olan, “Gufrân” da, affetmek, bağışlamak demektir. Allah Teâlâ’nın affedicilik vasfını ifade eden “Gâfûr” kelimesi Kur’an-ı Kerim’de bir yerde; yine aynı manaya gelen “Gâfir” kelimesi doksan bir yerde; “Gaffâr” kelimesi ise, dört yerde geçmektedir. Bu da Allah Teâlâ’nın kullarına olan affı ve bağışının ne derece büyük olduğunun bir ifadesidir.
Mağfiret yazısına devam et