Etiket arşivi: Risale-i Nur

Risale-i Nur’da büyük tahrifat

Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri’nin yolunu takip ettiklerini öne süren grupların, Üstad’ın vasiyetini çiğneyerek Risalelerden binlerce kelime çıkardıkları görülüyor. Konjonktüre göre hareket eden grupların çıkardığı kelimelerin genelde ümmet, şeriat, Kemalist rejim, Kürtler, Batı medeniyeti ve münafıklık meseleleriyle ilgili olması dikkat çekiyor. Risalelerde gelişigüzel ekleme ve çıkarmalar yapan gruplara ait yayınevlerinin baskılarında bile çelişki bulunuyor.

KÜRT KELİMESİNİN KARŞILIĞI HAMALMIŞ!

İşte Risale-i Nur’larda yapılan o tahrifatlardan bazı çarpıcı örnekler:
Risale-i Nur’da büyük tahrifat yazısına devam et

Hz. Muhammed’e (s.a.v.) İngilizce mektup yarışması

RİSALEHABER-İlköğretim öğrencileri için İngilizce “Hz. Muhammed’e (sav) mektup” yarışması düzenleniyor.

”Hem İngilizce hem de kendi değerlerimizi öğreniyoruz” sloganıyla İngilizce hikaye kitapları çıkaran Galaksi Yayıncılık bu yıl Nisan ayında kutlayacağımız Kutlu Doğum programı için Türkiye geneli bütün ilköğretim öğrencilerinin katılacağı ”Letters to the Prophet Muhammed (p.b.u.h) from little hearts” (Minik kalplerden Hz. Muhammed’e (sav) mektup) yarışması düzenliyor.
Hz. Muhammed’e (s.a.v.) İngilizce mektup yarışması yazısına devam et

Resul-i Ekrem (asm) hem beşer hem resuldür

Besmele

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, hem beşerdir, beşeriyet itibarıyla beşer gibi muamele eder; hem resuldür, risalet itibarıyla Cenâb-ı Hakkın tercümanıdır, elçisidir. Risaleti, vahye istinad eder. Vahiy iki kısımdır:

Biri vahy-i sarihîdir ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onda sırf bir tercümandır, mübelliğdir, müdahalesi yoktur: Kur’ân ve bazı ehâdis-i kudsiye gibi.

İkinci kısım, vahy-i zımnîdir. Şu kısmın mücmel ve hülâsası, vahye ve ilhama istinad eder; fakat tafsilâtı ve tasvirâtı Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma aittir. O vahiyden gelen mücmel hâdiseyi tafsil ve tasvirde, zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, bazan yine ilhama, ya vahye istinad edip beyan eder, veyahut kendi ferasetiyle beyan eder. Ve kendi içtihadıyla yaptığı tafsilât ve tasvirâtı ya vazife-i risalet noktasında ulvî kuvve-i kudsiye ile beyan eder, veyahut örf ve âdet ve efkâr-ı âmme seviyesine göre, beşeriyeti noktasında beyan eder.
Resul-i Ekrem (asm) hem beşer hem resuldür yazısına devam et

İHLAS

“Yaptığınız amelleri sırf Allah rızası için işleyiniz. Çünkü Allah sadece kendisi için yapılan amelleri kabul eder.” (Camiü’s-Sağîr, c. I, s. 110)

Bu hadis-i şerifte ihlâsın önemine dikkat çekiliyor. İhlâs yaptığımız amelleri Allah için yapmaktır. İhlâs ile yapılan küçücük bir amel, ihlâssız yapılan dağ gibi amellerden daha hayırlıdır. Önce ibadetlerimizi ele alalım. İbadetlerimizi Allah rızası için yapmak, niyetimizi halis tutmamız ve başka maksatları ibadete karıştırmamızdır. Örneğin namaz kılıyoruz. Allah indinde makbul olan namaz, Allah rızası için, Allah emrettiği için kılınan bir namazdır. Çünkü namaz insana Allah’ın verdiği nimetlere bir şükürdür. İnsan bir şükür görevi olarak yaptığı namaza Allah rızasından başka bir amaç karıştırırsa, namazın sırrı bozulur ve Allah katında makbul olmayan bir namaz olur. Meselâ, “Beni namaz kılarken görsünler de, dindar zannetsinler ve alışverişleri benden yapsınlar” diyerek namaz kılmak makbul olmayan bir namazdır. Yine, “Namaz kılayım da dünyevî işlerim rast gitsin” demek de makbul olmayan bir namaza vesiledir. Oruç da böyledir, zekât da, hac da… İHLAS yazısına devam et

Risale-i Nur’dan Damlalar

Hiç mümkün müdür ki, semâvat ve arzı hâlk eden bir Sâni-i Hakîm, semâvat ve arzın en mühim neticesi ve kâinatın en mükemmel meyvesi olan insanları başıboş bıraksın, esbab ve tesadüfe havale etsin, hikmet-i bâhiresini abesiyete kalb etsin?

Hâşâ!

Madem dünyada hayat var, elbette insanlardan hayatın sırrını anlayanlar ve hayatını sû’-i istimal etmeyenler, dâr-ı bekada ve Cennet-i bâkiyede hayat-ı bâkiyeye mazhar olacaklardır.

Sözlük:
SEMÂVÂT : gökler
ARZ : yeryüzü
SÂNİ-İ HAKÎM : herşeyi sanatla ve hikmetle yaratan Allah
ESBÂB : sebepler
HİKMET-İ BÂHİRE : geniş ve büyük hikmet
ABESİYET : faydasız ve boş olma, lüzumsuz ve gayesiz oluş
KALBETMEK : bir halden diğer bir hâle çevirmek; değiştirmek
DÂR-I BEKA : bâkî ve sonsuz âhiret
CENNET-İ BÂKİYE : sonsuz Cennet
HAYAT-I BÂKİYE : bitmeyen âhiret hayatı
MAZHAR : nâil olma, şereflenme, kavuşma

Ey sersem nefsim!

Acaba şu vazife-i ubudiyet (kulluk vazifesi) neticesiz midir, ücreti az mıdır ki, sana usanç veriyor? Halbuki bir adam sana birkaç para verse veyahut seni korkutsa, akşama kadar seni çalıştırır ve fütursuz (usanmadan) çalışırsın. Acaba bu misafirhane-i dünyada aciz ve fakir kalbine kut (rızık) ve gına (zenginlik) ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya ve herhalde mahkemen olan Mahşer’de sened ve berat ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat Köprüsü’nde nur ve burak olacak bir namaz, neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır? Bir adam sana yüz liralık bir hediye va’detse, yüz gün seni çalıştırır. Hulf-ul va’d edebilir o adama itimad edersin, fütursuz işlersin. Acaba hulf-ul va’d hakkında muhal olan bir zat, Cennet gibi bir ücreti ve saadet-i ebediye gibi bir hediyeyi sana va’d etse, pek az bir zamanda, pek güzel bir vazifede seni istihdam etse; sen hizmet etmezsen veya isteksiz, suhre gibi veya usançla, yarım yamalak hizmetinle onu va’dinde ittiham ve hediyesini istihfaf etsen, pek şiddetli bir te’dibe ve dehşetli bir tazibe müstehak olacağını DÜŞÜNMÜYOR MUSUN?

Dünyada hapsin korkusundan en ağır işlerde fütursuz hizmet ettiğin halde; Cehennem gibi bir haps-i ebedinin havfı, en hafif ve latif bir hizmet için sana GAYRET VERMİYOR MU?

Risale-i Nur’dan..

Namaz Kılmak Usanç Veriyormu?( Risale-i Nur dan bir damla)

Asrın Minaresindeki zat Üstad Bediüzzaman Said Nursi r.a çok güzel bir ifadeyle namazın ehemmiyetini namazın çokça dikkate alınması ve asla terkedilmemesi hususunda harikulade bir yazıyla aşağıda bizi aydınlatmıştır.

BİR ZAMAN sinnen, cismen, rütbeten büyük bir adam bana dedi: “Namaz iyidir. Fakat hergün, hergün beşer defa kılmak çoktur. Bitmediğinden usanç veriyor.”

O zâtın o sözünden hayli zaman geçtikten sonra, nefsimi dinledim. İşittim ki, aynı sözleri söylüyor. Ve ona baktım, gördüm ki, tembellik kulağıyla şeytandan aynı dersi alıyor. O vakit anladım: O zat o sözü bütün nüfûs-u emmârenin namına söylemiş gibidir veya söylettirilmiştir. O zaman ben dahi dedim: Madem nefsim еmmâredir. nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez. Öyle ise nefsimden başlarım.

Dedim: Ey nefis! cehl-i mürekkep içinde, tembellik döşeğinde, gaflet uykusunda söylediğin şu söze mukabil, Beş İkazı benden işit.

BİRİNCİ İKAZ

Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir? Hiç kat’î senedin var mı ki, gelecek seneye, belki yarına kadar kalacaksın?

Sana usanç veren, tevehhüm-ü ebediyettir. Keyif için, ebedî dünyada kalacak gibi nazlanıyorsun. Eğer anlasaydın ki ömrün azdır, hem faidesiz gidiyor; elbette onun yirmi dörtten birisini, hakikî bir hayat-ı ebediyenin saadetine medar olacak bir güzel ve hoş ve rahat ve rahmet bir hizmete sarf etmek, usanmak şöyle dursun, belki ciddî bir iştiyak ve hoş bir zevki tahrike sebep olur. Namaz Kılmak Usanç Veriyormu?( Risale-i Nur dan bir damla) yazısına devam et

Bu zamanın en büyük farz vazîfesi (görevi), ittihad-ı islâmdır (islam birliğidir).

Bu zamanın en büyük farz vazîfesi (görevi), ittihad-ı islâmdır (islam birliğidir).

Said nursi hazretleri bunu söylemekle şunu demiş olabilirmi ???

Eğer birleşmezseniz ,ıraka giren düşman askeri oradaki kızlarınızı kirletir ,erkelerinize islama yakışmayan tarzda hakaret vari davranışlarda bulunur ,veya afganistanda her gün bir takvim oluşturularak müslüman kanı akıtılır ,veya bir zamanlar çeçenistan denen o yüce milleti olan ulus ,adeta hiç yokmuş gibi hatıralardan silinir ,veya milyarlarca insanın gözü önünde türkmenistan’da insanlar binlerle sayılır şekilde katledilir ,genç kızları genel evlere verilir ,veya veya veya .

Acaba ittihadı islamdan kasıt edilen zamana zamanımız uyuyor mu ???

Üç Aylar’ın Başlangıcı Leyle-i Regaib

Evvelâ: Sizin, bu mübarek şuhur-u selâse ve içindeki kıymetdar leyali-i mübarekeleri tebrik ediyoruz. Cenab-ı Hak, herbir geceyi sizin hakkınızda birer Leyle-i Regaib ve Leyle-i Kadir kıymetinde size sevab versin, âmîn. ( Kastamonu Lahikası, 84 )

Regaib Nedir?

Regâib, arapça bir kelimedir ve “reğa-be” kökünden gelmektedir. “Reğa-be”, kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir. “Reğîb” kelimesi ise, “reğabe”‘den türemiş olan bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, taleb edilen şey demektir. Müennesi, “reğîbe”dir. “Reğîbe”nin çoğulu da “reğâib” dir. Kelime olarak “Regâib”in aslı budur.

Recebin ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu geceye Regaib gecesi ismini melekler vermişlerdir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bu gece yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir. Regaib gecesini ibadetle geçirmeli, kazası olan, hiç değilse bir günlük kaza namazı kılmalı! Kazası olmayan da nafile namaz kılar, Kuran-ı kerim okur, tesbih çeker, tövbe istiğfar eder. Perşembe günü oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevaptır. Receb ayında oruç tutmak faziletlidir. Üç Aylar’ın Başlangıcı Leyle-i Regaib yazısına devam et

Iphone, Ipad ve Ipod için Risale-i Nur

Muazzam bir bilgi kaynağı Risale-i nur külliyatı.

Risale 2.1 ile risale okuma alani,bicimi ve kullanimi daha optimize/kolay bir hale getirilmeye calisildi. Ayrica lugat eklentisi ile manasini bilmediginiz kelimelere ulasabilirsiniz.

Ayarlar:

Son: Bu tusa bastiginizda o anda okunan sayfa kaydedilir… uygulamayi tekrar actiginizda “en son okunan yer” girdisinden kaldiginiz yere ulasabilirsiniz

A+: okunan sayfadaki yazi fontunun buyuklugunu artirir

A-: okunan sayfadaki yazi fontunun buyuklugunu azaltir

Lugat: basildiginda basit bir arayuz belirir. Aranacak kelimeyi direk yazabileceginiz gibi ayrica okunan yerden copy-paste ederekte yazabilirsiniz. Lugat kucuk lugattta bulunan 11000 kelimeye ulasmanizi saglar.ayni tusa tekrar basildiginda arayuz kaybolarak tekrar okumaniza devam edebilirsiniz.

Iphone, Ipad ve Ipod için Risale-i Nur yazısına devam et

Lâ İlâhe İll’Allâh

Mana olarak : Tek ilah’tan başka kulluk edilecek başka bir ilah yoktur. O tek olan ilah da, şeriki olmayan yüce Allah’tır. Çünkü ibadete layık olan, ancak O’dur. Bu kelimenin gereği, Allâhu Teâlâ dışındaki bütün sahte ilahları reddetmektir. Zira Allâhu Azze ve Celle dışındaki mabutların ilahlık iddiası batıldır. Çünkü O’ndan başka bir şey ibadete (dua edilmeye, emir ve yasak koymaya, nizam tespit etmeye) layık değildir. Uluhiyetin başkaları için reddedilmesi, ilahlığı sadece ortağı olmayan Allâhu Teâlâ’ya ait kılmayı ve O’nun yanında ikinci bir ilah edinmemeyi gerektirir.

Birincisi, kalbiyle “En büyük O´dur, O´ndan başka büyüklüğe ortak olacak kimse yoktur”.

İkincisi, “O´nun büyüklüğünü kabul etmekle beraber günlük yaşantı­mızda karşılaşacağımız tüm sosyal problemlerde ve tüm ibadetlerimizde, O´nun hükmü sürmeli, hakim olmalı. O´ndan başkasının hükmünün ta­nınmayacağı böylece ortaya konulmalıdır.

Lâ İlâhe İll’Allâh sadece Ummeti Muhammed’e tek değil bütün Resullerine emir kılmıştır. Dinde en büyük yasak Şirktir. Ve biz Lâ İlâhe İll’Allâh diyerekten Allahtan başka ilah olmadığını kabul ediyoruz. Ümmeti Muhammedden olmak için, Müslüman olmak için ilk şart olan Kelime-i Şahadette Biz Şöyle demekteyiz ki bunla biz Şirkten kaçıyoruz, Allahtan başka ilah olmadığına ve Hz. Muhammed (S.A.V) onun Kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ettiğimizi beyan ediyoruz. “Eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden âbduhu ve Resuluhu” (“Şehadet ederim ki Allah´tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed (s.a.v.) onun kulu ve Peygamberidir”.)
Lâ İlâhe İll’Allâh yazısına devam et

Batılı Filozoflar (Kur’ân’ı Tasdikleri ) Risale-i Nur Külliyatından

Burada sizin ile paylaşacağım bilgilerin tümü Risale-i Nur Külliyatında olduğu gibi size aktarılmıştır. Yorum veya değiştirme yapılmamıştır.

Ecnebî filozofların Kur’ân’ı tasdiklerine dair şehadetleri
(Bu filozofların Kur’ân hakkındaki senalarının bir hülâsası küçük Tarihçe-i Hayat’ta ve Nur Çeşmesi Mecmuasında yazılmıştır.)

PRENS BISMARCK’IN BEYANATI

Sana muasır bir vücut olamadığımdan müteessirim, ey Muhammed (a.s.m.)

Muhtelif devirlerde, beşeriyeti idare etmek için taraf-ı Lâhutîden geldiği iddia olunan bütün münzel semavî kitapları tam ve etrafıyla tetkik ettimse de, tahrif olundukları için, hiçbirisinde aradığım hikmet ve tam isabeti göremedim. Bu kanunlar değil bir cemiyet, bir hane halkının saadetini bile temin edecek mahiyetten pek uzaktır. Lâkin Muhammedîlerin (a.s.m.) Kur’ân’ı, bu kayıttan âzâdedir. Ben, Kur’ân’ı her cihetten tetkik ettim, her kelimesinde büyük hikmetler gördüm. Muhammedîlerin (a.s.m.) düşmanları, bu kitap Muhammed’in (a.s.m.) zâde-i tab’ı olduğunu iddia ediyorlarsa da, en mükemmel, hattâ en mütekâmil bir dimağdan böyle harikanın zuhurunu iddia etmek, hakikatlere göz kapayarak kin ve garaza âlet olmak mânâsını ifade eder ki, bu da ilim ve hikmetle kabil-i telif değildir. Ben şunu iddia ediyorum ki, Muhammed (a.s.m.) mümtaz bir kuvvettir. Destgâh-ı kudretin böyle ikinci bir vücudu imkân sahasına getirmesi ihtimalden uzaktır. Batılı Filozoflar (Kur’ân’ı Tasdikleri ) Risale-i Nur Külliyatından yazısına devam et