Etiket arşivi: Tirmizi

EFENDİMİZ (s.a.v) ADINA KURBAN KESMEK

Sahn-ı Semân’da yaptığımız 6 Ekim tarihli seminerin soru-cevap kısmında, Efendimiz (s.a.v) adına kurban kesmenin caiz olup olmadığı şeklinde bir soruya muhatap oldum. Doğrusu –orada da söylediğim gibi– bu, ilk defa duyduğum birşeydi. Günümüzde “Efendimiz (s.a.v) adına sen de bir kurban kes” diyerek insanlardan kurban parası toplayanlar bulunduğuna da böylece muttali olduk!
EFENDİMİZ (s.a.v) ADINA KURBAN KESMEK yazısına devam et

MÜSLÜMAN YALAN SÖYLEMEZ

“İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.” (Kaf: 18)

Abdullah bin Mes’ûd radıyallâhu anh’den rivâyet edildiğine göre Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki doğruluk hayra ve iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddık (doğru sözlü) diye kaydedilir. Yalancılık sapıklığa sürükler. Sapıklık da cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı (kezzâb) diye yazılır”. (Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizi, İbni Mâce)

Hadis-i şerifteki bu tesbit, yalan konusunda son derece dikkatli olunması için çok ciddi ve açık bir uyarıdır. Yalanın küçüğü büyüğü olmaz demektir. Ayrıca yalancılığın ve sahteciliğin İslâm’da yeri olmadığını ortaya koymaktadır.
MÜSLÜMAN YALAN SÖYLEMEZ yazısına devam et

Gıybet

Sual: Gıybet nedir?

CEVAP
Belli bir mümin veya zimmi kâfirin aybını, onu kötülemek için arkasından söylemek, gıybet olur. Gıybet, haramdır. Dinleyen, o kimseyi tanımıyorsa, gıybet olmaz.

Gıybet olunan kimse, bedeninde, nesebinde, ahlakında, işinde, sözünde, dininde, dünyasında, hatta elbisesinde, evinde, hayvanında bulunan bir kusur, arkasından söylendiği zaman, bunu işitince üzülürse, gıybet olur. Duyunca üzüleceği bir sözü yüzüne karşı da söylemek günahtır.

Kapalı söylemek, işaret ile, hareket ile bildirmek, yazı ile bildirmek de, hep söylemek gibi gıybettir.

Bir müslümanın günahı ve kusuru söylendiğinde, hâfızların, din adamlarının, (Elhamdülillah, biz böyle değiliz) demeleri, gıybetin en kötüsü olur. Birisinden bahsedilirken, (Elhamdülillah, Allah bizi hayasız yapmadı) gibi, onu kötülemek, çok çirkin gıybet olur. (Falanca kimse çok iyidir, ibadette şu kusuru olmasa, daha iyi olurdu) demek de gıybet olur. Gıybet yazısına devam et

Leyletü’l – Kadr (Kadir Gecesi)

Bu Cuma (26.08.2011) günü Allah ömür verir ise hep beraber inşallah kadir gecesini kutlayacağız. Kuran-i Kerimin inmeye başladığı yani Peygamberliğin bildirildiği gece bu gecedir. Bu gece 1000 aydan( içinde kadir gecesi olmayan) daha hayırlıdır. Bu gece ile ilgili olarak Kurani Kerim de şöyle denmektedir:

Kadr Suresi

inna enzelnâhü fî leyletil kadr ve maa edrâke mâ leyletül kadr leyletül kadri hayrün min elfi şehr tenezzelül melâiketü verrûhu fîhâ biizni rabbihim min külli emrin selâm hiye hattâ matla’ıl fecr

Doğrusu Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu ne bildirdi ki sana? (Sana, Kadir Gecesi’nin ne olduğunu, yani hangi özelliklere sahip olduğunu belirten işaretler ve özellikler nelerdir? ) Bin aydan hayırlıdır o Kadir gecesi.(Kadir Gecesi 1 tek gecedir. Ama 1.000 aydaki ortalama 30.000 gecenin, yarısı olan 15.000 gecenin üçte birini, ikinci 15.000 gecenin ise üçte ikisini ibadet ve zikirle geçirdiğin zaman 1/3+2/3=3/3 olacağı için bu gecelerin her zaman yaptığın gibi bir kısmını (üçte birini veya üçte ikisini) ibadetle, 15.000 geceyi tamamen ibadetle geçirmiş kadar ibadet etmiş olacaktın. İşte bütün bu ibadetlerden kazandığın kadar hayrı sadece Kadir Gecesi’ni tamamen ibadetle geçirirsen 1 tek gecede kazanabilirsin.) Onda melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle (yapılacak) her iş için peyderpey inerler. O gece, tanyeri ağarıncaya kadar süren bir selâmettir. Leyletü’l – Kadr (Kadir Gecesi) yazısına devam et

Her Güne Bir Ayet Bir Hadis Bir Dua

Günün Ayeti : “O Gün İnsanlar, Her Biri Bir Tarafa Dağılan Pervaneler Gibi Olacaktır.”
(Kâri’a Süresi 4. Ayet)

Günün Hadisi : “Allah (c.c) Bir Kulu İçin Hayır İstedi Mi Onun Cezasını Erteleyip Dünyada Verir; Bir Kulu Hakkında Da Kötülük İstedi Mi Onun Günahlarını Tutar, Kıyamet Günü Cezasını Verir.”
(Tırmizi)

Günün Duası : “Ey Rabbimiz! Aramızı Islah Eyle, Bizi İslam’ın Yollarına Hidayet Eyle. Bizi Zulmetten Nura Çıkar. Açık ve Gizli Bütün Kötülükleri Bizden Uzaklaştır.”
(Abdullah b. Mes’ud (r.a))

Hadis Bahçesi

379. Ebu Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!”
(Müslim, îman 93-94. Ayrıca bk.Tirmizî, Et’ime 45, Kıyamet 56; İbni Mace, Mukaddime 9, Edeb 11)

Açıklamalar Hadis Bahçesi yazısına devam et

Her Güne Bir Hadis-i Şerif

Resulullah (sav) “Allah’tan hakkıyla haya edin!” buyurdular. Biz: “Ey Allah’ın Resulü, elhamdülillah, biz Allah’tan haya ediyoruz” dedik. Ancak O, şu açıklamayı yaptı: “Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız haya) değil. Allah’tan hakkıyla haya etmek, başı ve onun taşıdıklarını, batni ve onun ihtiva ettiklerini muhafaza etmen, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim ahireti dilerse dünya hayatının zinetini terketmeli, ahireti bu hayata tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah’tan hakkıyla haya etmiş olur.”

Her Güne Bir Hadis-i Şerif

Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?”
“Allah ve Resûlü daha iyi bilir!” dediler. Bunun üzerine:
“Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!” açıklamasını yaptı. Orada bulunan bir adam:
“Ya benim söylediğim anda varsa, (Bu da mı gıybettir?)” dedi. Aleyhissalatu vesselam:
“Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftirada) bulundun demektir.”

Ebu Davud, Edeb 40, (4874); Tirmizi, Birr 23, (1935); Müslim, Birr 70, (2589).

Üç Aylar’ın Başlangıcı Leyle-i Regaib

Evvelâ: Sizin, bu mübarek şuhur-u selâse ve içindeki kıymetdar leyali-i mübarekeleri tebrik ediyoruz. Cenab-ı Hak, herbir geceyi sizin hakkınızda birer Leyle-i Regaib ve Leyle-i Kadir kıymetinde size sevab versin, âmîn. ( Kastamonu Lahikası, 84 )

Regaib Nedir?

Regâib, arapça bir kelimedir ve “reğa-be” kökünden gelmektedir. “Reğa-be”, kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir. “Reğîb” kelimesi ise, “reğabe”‘den türemiş olan bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, taleb edilen şey demektir. Müennesi, “reğîbe”dir. “Reğîbe”nin çoğulu da “reğâib” dir. Kelime olarak “Regâib”in aslı budur.

Recebin ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu geceye Regaib gecesi ismini melekler vermişlerdir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bu gece yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir. Regaib gecesini ibadetle geçirmeli, kazası olan, hiç değilse bir günlük kaza namazı kılmalı! Kazası olmayan da nafile namaz kılar, Kuran-ı kerim okur, tesbih çeker, tövbe istiğfar eder. Perşembe günü oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevaptır. Receb ayında oruç tutmak faziletlidir. Üç Aylar’ın Başlangıcı Leyle-i Regaib yazısına devam et

Riya – Gösteriş

İş, söz ve davranışlarda gösterişe yer verme; bir iyiliği veya salih bir ameli Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle değil, insanların beğenisi için yapma. Bu davranışta bulunan kimseye riyakâr veya müraî denir.
Riya, insanlar arasında manevî nüfûz, şan ve şöhret, maddî çıkar sağlamak için yapılır. Dünyaya âit bu tür maddî ve manevî çıkarları elde etmek için, dinin insanlar tarafından kutsal değerlere karşı beslenen bağlılık ve hürmet duygularının âlet edilmesi, riyanın en kötü şeklidir. Bu tür davranışlar, hilekârlık ve yalancılıktır. İnsan şeref ve haysiyetine hakarettir.

Riyakâr kişinin söz ve davranışlarındaki samimiyetsizlikleri, diğer insanlar tarafından kısa zamanda anlaşılır. Bunlara kimse güvenmez.

Riyanın her çeşidi ahlaksızlık olduğu halde, ibadetlerde riyakâr olmak çok daha büyük bir ahlâksızlıktır. Rasûlüllah Efendimiz; Muhakkak ki, sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirk, yani riyadır, ” (Tirmizi, Hudut, 24) buyurmuştur. İbadet, Allah için yapılır. Allah’ın rızası dışında bir amaçla; gösteriş olarak ibadet yapmak, Allah rızasını ortadan kaldırır. Gösteriş için ve bir çıkar düşüncesiyle Kur’ân okumak, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, sadaka vermek, ibadetleri boşa çıkarır. Allah Teâlâ;

“Ey iman edenler! Sadakalarınızı, insanlara gösteriş için malını harcayan, Allah’a ve âhiret gününe inanmayan kimse gibi başa kakmak ve eziyet etmek suretiyle boşa çıkarmayın. Çünkü onun bu gösterişinin hâli, üzerinde az bir toprak bulunan bir kaya parçasının hâline benzer ki, ona şiddetli bir yağmur isabet edince üzerindeki toprağı temizleyip kendisini katı bir taş hâlinde bırakır” (el-Bakara, 2/264) buyurmuştur. Şu halde, Allah’ın emrini ve rızasını düşünerek değil de, dindar görünmek için ibadet etmek, âlim ve bilgili desinler diye ilimle uğraşmak, cömert tanınmak için zekât ve sadaka vermek, riyadan ibaret kötü bir davranışın ötesinde bir anlam ifade etmemektedir. Rasûlüllah şöyle buyurmuştur:

“Her kim duyulsun diye bir iş işlerse, Allah onun kıymetsizliğini duyurur. Her kim gösteriş olsun diye bir iş yaparsa, Allah da onun gösteriş yapmasını ve değersizliğini ortaya çıkarır” (Müslim, Zühd, 38); “Şüphesiz riya şirktir” (İbn Mace, Fiten, 16).
Riya – Gösteriş yazısına devam et

H.z. Zeyd Bin Hârise r.a

Zeyd b. Hârise b. Surâhîl el-Kelbî. Üsâme’nin babasi. Ashâbin ileri gelenlerinden olup, Resûlullah (s.a.s)’in en çok sevdigi arkadaslarindandir. Bu yüzden sahâbe arasinda “el-hubb” diye anilirdi.

Tam künyesi: Zeyd b. Hârise b. Surâhîl (Ibn Ishak’a göre, Surahbîl) b. Kâ’b b. Abdiluzza b. Imriülkays b. Âmir b. Abdivüdd b. Avf b. Kinâne b. Bekr b. Uzre b. Zeyd el-Lât b. Rufayde b. Sevr b. Kelb b. Vebre b. Taglib b. Hulvân b. Imrân b. Luhaf b. Kuzâa’dir (Ibn Hisâm, es-Sîretü’n Nebeviyye”, I, 247; Ibn Sa’d, et-Tabakâtit’l-Kilbrâ, III, 40; Ibnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe fi Ma’rifeti’s Sahâbe, II, 281).

Kaynaklarin ifadesine göre; cahiliyye döneminde, Zeyd’in annesi Su’dâ, yaninda oglu oldugu halde akrabalarini ziyarete gider. Bu sirada Benî el-Kayn b. Cisr’e mensup bazi atlilar, Su’dâ’nin akrabalari olan Benî Ma’n evlerine baskin yaparlar. Zeyd’i de bu arada beraberlerinde alip götürürler. Zeyd, bu sirada temyiz çaginda bir çocuktur. Onu, Ukaz Panayirina götürüp satisa arzederler. Hz. Hatice’nin yegeni Hakîm b. Huzâm b. Huveylid de o esnada panayira ugrayip Mekke’ye götürmek üzere birkaç köle satin alir. Zeyd b. Hârise de bu köleler arasinda bulunmaktadir. Hakîm, Mekke’ye döndügünde, halasi Hz. Hatice kendisini ziyarete gider. O da halasina köleleri göstererek, diledigi köleyi seçip götürebilecegini söyler. Hz. Hatice de Zeyd b. Hârise’yi seçer. Daha sonra O’nu, Resûlullah (s.a.s)’e bagislar.

Kelb kabilesine mensup bazi insanlar, hac için Mekke’ye geldiklerinde Zeyd’i görüp tanirlar, Zeyd de onlari tanir. Dönüste durumu babasina haber vererek bulundugu yeri tarif ederler. Zeyd’in babasi Hârise ile amcasi Kâ’b, yanlarina fidye alarak Mekke’ye gelirler ve Resûlullah (s.a.s)’in yanina varip: “Ey Abdulmuttalib’in oglu! Ey kavminin efendisinin oglu! Sizler, Harem’in ehlisiniz, köleyi azad eder, esiri yedirirsiniz. Yaninda bulunan oglumuz için sana geldik. Bize iyilikte bulun, sana fazlasiyla fidye verecegiz” derler.

Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.), Zeyd’i çagirtarak, kendisini istemeye gelen bu kisileri taniyip tanimadigini sorar. Zeyd de, bunlardan birinin babasi digerinin de amcasi oldugunu söyleyerek tanidigini ifade eder. Bu sefer Resûlullah Zeyd’e, dilerse babasiyla gidebilecegini, sayet isterse yaninda kalabilecegini söyleyince, Zeyd, Resûlullah (s.a.s.)’in yaninda kalmayi tercih eder. Peygamberimiz de Zeyd’i elinden tutarak Hicr denilen yere çikarir ve: “Sahid olun, Zeyd benim oglumdur. O bana mirasçidir, ben de O’na mirasçiyim!” diyerek Zeyd’i evlat edindigini ilan eder (Ibn Sa’d, a.g.e., III, 40-42; Ibn Hisâm, a.g.e., I, 247 vd.; el Askalânî, el-Isâbe fi Temyizi’s-Sahâbe, III, 24).

Zeyd b. Hârise, Muhammed (s.a.s.)’e risalet gelinceye kadar yaninda kaldi ve Resûlullah, peygamber olur olmaz O’nun risâletini tasdik edip müslüman oldu, O’nunla birlikte namaz kildi ve: “Onlari babalarinin isimleriyle çagirin…” (el-Ahzab, 33/5) meâlindeki ayet nazil oluncaya kadar “Muhammed’in oglu” diye anildi. Bu ayet-i kerimenin nüzulünden sonra Zeyd, Zeyd b. Hârise olarak çogalmaya baslandi (Ibn Hisâm, a.g.e., I, 247; Ibn Sa’d, a.g.e., III, 42; el-Askalânî, a.g.e., III, 25).

Zeyd b. Hârise, Resûlullah (s.a.s.)’in cefakâr dostlarindan biriydi. Hemen hemen tüm sikintili zamanlarinda O’nunla birlikteydi. Nitekim, çevre kabileleri Islâm’a davet etmek kabilinden Tâif’e giden Rasûlüllah’i yalniz birakmamis, Tâiflilerin attigi taslar Peygamber (s.a.s.)’e isabet etmesin diye kendi vücudunu siper etmis ve basindan çesitli yaralar almisti (Ibn Sa’d, a.g.e., I, 212).

Müslümanlar Medine’ye hicret etmeye baslayinca, Zeyd b. Hârise de hicret etmisti. Resûlullah (s.a.s.), hicretten sonra Medine’de, ashabi arasinda kardeslik tesis ettiginde, Zeyd’l-e Hamza b. Abdülmuttalib’i de kardes ilan etmisti. Bu sebepten Hz. Hamza, Uhud günü sehadet serbetini içmeden önce Zeyd’i kendisine vâsî tayin etmisti (Ibn Nisâm, a.g.e., I, 505; Ibn Sa,d, a.g.e., III, 44).

Zeyd b. Hârise; Bedir, Uhud ve Hendek savaslariyla Hudeybiye Barisi ve Hayber fethinde de bulunmustur. Resûlullah (s.a.s.), Müreysî gazasina çiktigi zaman kendisini Medine’ye vekil olarak birakmisti.
Bunun yaninda Zeyd, komutan olarak da çesitli seriyyelere katilmis ve üstün basarilar göstermistir. Bu seriyyeler; Karede, Cemûm, el-Iys, et-Tarafa, Hisma ve Ümmü Kirfa’dir. Son olarak Mute Savasi’na istirak etmis ve bu savasta sehid olmustur.

Resûlullah (s.a.s.), sancagi ilk önce Zeyd’e vermis ve: “Sayet Zeyd sehid olursa, sancagi Câfer alsin, O da sehid düserse, Abdullah b. Ravâha alsin” buyurmustur. Bu üç sahâbî de Mute günü, kahramanca savasarak Hakk’in rahmetine kavusmuslardir.

Zeyd, sehid oldugu zaman 50-55 yaslari arasindaydi.

Resûlullah (s.a.s), bu üç kahraman dostunun sehadet haberini duyunca gözyaslarini tutamayarak aglamis ve onlar için: “Allah’im; Zeyd’e magfiret et! Allah’im; Zeyd’e magfiret et! Allah’im; Zeyd’e magfiret et! Allah’im; Câfer’e magfiret et Allah’im; Abdullah b. Ravâha’ya magfiret et!” diyerek dua etmistir (Ibn Sa’d, a.g.e., III, 45, II, 86-90 ve 128-129; el-Askalânî, a.g.e., III, 26).

Zeyd, birkaç hanimla evlenmisti ki, bunlardan biri de Zeyneb bint Cahs’tir. Bir digeri, Ümmü Külsüm bint Ukbe. Zeyd ondan bosanip Dürre bint Ebî Leheb ile evlendi. Sonra onu da bosayarak Hind bint el-Avuâm (Zübeyr b. el-Avvâm’in kiz kardesi) ile evlendi. Sonunda, Peygamber (s.a.s.), Zeyd’i, dadisi ve ayni zamanda cariyesi Ümmü Eymen’l-e evlendirdi. Ashâbin ileri gelenlerinden biri olan Üsâme, iste bu hanimdan dünyaya geldi (Ibn Sa’d, a.g.e., III, 45; el-Askalânî, a.g.e., III, 25).

Zeyd b. Hârise; kisa boylu, çok esmer ve basik burunlu idi (Ibn Sa’d, a.g.e., III, 44).

Hamd

Bismillâhirrahmânirrahîm
El hamdu lillâhi rabbil âlemîn (âlemîne). Er rahmânir rahîm(rahîmi). Mâliki yevmid dîn(dîne). İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu). İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme). Sırâtallezîne en’amte aleyhim ğayril mağdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
Hamd, Alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. O Rahman, Rahim, O, din gününün maliki Allah’ın. Sade Sana ederiz kulluğu, ibadeti; sade Senden dileriz yardımı, inayeti Yarab! Hidayet eyle bizi doğru yola, O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil.

Kur’ani kerim de açılış olan Fatiha suresi ile başladık. Fatiha suresi dışında 43 ayette daha Hamd geçmektedir. Hamd ve şükür Allah’a yapılan övgüdür. Allah’ın verdiklerinin karşılığında Allah’a yapılan senadır. teşekkür istikametinde kullanılır. Hamd yalnızca Allah’a mahsustur başkasına yapılmaz. Kurani Kerim de pek çok kez bunu görürüz zaten. Hamd geçen her yerde Allah’a mahsus olduğu belirtilmiştir. Yeri, Göğü ve arasında ki bütün alemleri yaratan Allahtır. Hamd yazısına devam et

Şefâat ve Tevessül

Bir kimsenin diğerinden yardım dilemesi vasıtasız ve vasıtalı olmak üzere ikiye ayrılır. Birincisi (vasıtasız olanı) çaresizlik ve sıkışma halinde olursa «istiğase: imdat isteme», normal durumda olursa «istiâne: yardım isteme» diye ifâde edilir. Kulun gücü yeteceği işte ondan yardım ve imdat dilemek caizdir; bu durumda da asıl yardımın Allah’tan olduğunu, kulun vâsıta bulunduğunu bilmek gerekir. Kulun gücü ve irâdesi içinde olmayan şeyleri ondan istemek caiz değildir; yaratma, hidâyet, şifâ gibi. (A. Mahfuz, ag. esr, s. 196 vd.) Dua ile ilgili olarak buraya bakabilirsiniz

Allah’tan istenecek bir şeye kulu aracı ve vâsıta yapmak «şefaat» ve «tevessül» kelimeleriyle ifade edilir.

1. Şefaat:
Kur’an-ı Kerim’de, Allah’ın izni ve rızâsı olmadan hiç bir kimsenin, O’nun nezdinde şefaat edemiyeceği ifade buyurulmuştur. Bakara suresi, Mâide Suresi, Tâ-hâ Suresi ve Enbiya surelerinde şu şekil de ifade edilmektedir. Şefâat ve Tevessül yazısına devam et